10/10
·280 syf.··
Beğendi
·
2026 35. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 14:53
​Hayata Küçük ve Tatlı Bir Mola ​Çikolata Tadında Hikâyeler, sayfalarını açtığınız an sizi günlük hayatın stresinden uzaklaştırıp, sevginin, umudun ve insan ilişkilerinin sıcaklığına götüren bir derleme. ​Kitap tek bir uzun roman değil; her biri farklı bir hayat dersi, farkındalık veya yüzümüzde tebessüm bırakacak cinsten bağımsız kısa hikâyelerden oluşuyor. Tıpkı bir kutu çikolata gibi; her sayfada karşınıza farklı bir aroma, farklı bir duygu çıkıyor. Kimi hikâye fedakarlığı, kimi dostluğu, kimi ise hayatın kaçırdığımız o küçük, güzel detaylarını hatırlatıyor. ​Neden Okumalısınız? Uzun uzadıya kitap okuyacak vakti olmayanlar, kahve molasında birkaç sayfa okuyup ruhunu dinlendirmek isteyenler veya hayata daha pozitif bakmak için küçük bir motivasyon arayanlar için biçilmiş kaftan. Sürükleyici, dili yormayan ve her yaştan okuyucuya hitap eden sıcacık bir başucu kitabı.
Çikolata Tadında HikayelerAkif Bayrak · Yediveren Yayınları · 2020442 okunma
9/10
·148 syf.··
2026 22. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 14:40
Thomas Bernhard'ın okuduğum ilk eseri. Beklentimin üzerinde beğendim. Salt olay örgüsüne dayanmayan, ve hatta roman dinamiklerine bile uymayan, bilincin akışında yazılan bir eser. Bir deneme bile denebilir. Kitap iki bölümden oluşuyor. Yürümek; kişinin delirmesinin sadece bir an olduğu ve o anın bilincinde olabilmenin belirsizliği, o anın yaklaşması ve kişiyi o ana getiren bilincin attığı minik adımlar. Evet; kişinin delirmekten daha kısa olan yolu, delirmeden önce inisiyatif ile alınabilecek yolun sorgulamasını önümüze koyuyor ve cevabını veriyor. İnsan insanın cehennemi de olsa Sartre'ın dedigi gibi veya kurdu(Hobbes) ,yine de insan insana lazım. Çünkü insan yaşayabildiğini bile bir başka insana bakarak anlayabiliyor. Var olmal algılanmaktır. Yürümek ve Evet ile düşünmenin, durmak ile hareket etmenin, birey ile toplumun, yaşam ile ölümün, delilik ile "normalin" flulaştığı bu izlek yukarıda söylediğim gibi roman kalıplarına uymaksızın sizi başlangıç ve bitiş noktasını kestiremediğiniz bir yolculuğa çıkarıyor. Tanıdık geldi mi ? Tıpkı yaşamın kendisi gibi. Deriniz yeterince kalın ise şiddetle tavsiye ederim.
Yürümek - EvetThomas Bernhard · Yapı Kredi Yayınları · 2020424 okunma
Reklam
Puan vermedi
Açık konuşacağım; çok sevdiğim, yakından tanıdığım bir kadının elinden böyle devasa bir iş çıktığını görmek beni kelimenin tam anlamıyla büyüledi, altüst etti ve çok fazla heyecanlandırdı! Resmen keyiften dört köşe oldum, okurken bir ara kalkıp biraz koşasım falan geldi! Biz Burcu’yla beraber güleriz, konuşuruz, fikir alışverişinde bulunuruz. O yüzden de ben kitabı elime alırken bizim Burcu’yu okuyacağımı sanıyordum; meğer karşımda yılların edebiyatçısı, demlenmiş bir usta yazar varmış da haberim yokmuş. Burcu’cum, bu nasıl bir emek, nasıl bir şahane delilik? Kitap boyunca beni bir oraya fırlattı bir buraya. Tam bir öyküde ince bir ironi yakalayıp gülerken, çat diye bir sonraki sayfada tokat yemiş gibi kalakaldım. (Hele o bir tatlı isimli öykü var ya... İsim vermiyorum spoiler olmasın ama o çok komik başlayıp insanı paramparça eden o son beni mahvetti... ) Okurken beni asıl vuran yerlerden biri de o muazzam gözlem yeteneği oldu. Halkın o en saf, en bizden halini öyle bir yakalamış ki... Karakterlerin konuşma metinleri, o diyaloglar gerçekten harikaydı. Hani o mahallemizin, ailemizin içindeki samimi sesler var ya; onları yapaylığa hiç kaçmadan, o kadar doğal ve usta işi aktarmış ki diyalogları okurken resmen muhabbet yanımda dönüyor gibi hissettim. :) Kendi de çoğunlukla öyle konuşur zaten; mesela beni arayıp ulaşamamışsa doğrudan *"Neredesin Allah'ın cezası!"* der. İşte o samimiyet aynen kitaba akmış. Sinematik betimlemelerinin başarısı zaten apayrı bir seviye ama argoyu öykülere öyle güzel, öyle dozunda yedirmiş ki... Hiç mi sırıtmaz bir kelime! Hayatın içindeki o gerçekçiliği ve sokağın ruhunu aynen hissettim, oralar tıpkı film gibiydi, çok hoştu. Kitapta en sevdiğim bir diğer konu da kadınların yaşadığı sorunlar, o görünmez mücadeleler ve toplumsal dertlerimiz
Ben Yokmuşum GibiBurcu Ünlü · Everest Yayınları · 2023196 okunma
6/10
·470 syf.··
2026 55. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 12:48
4 günde okudum yengemin kitabıydı bu ay eski kitaplarımı okumaya devam ediyorum yenilerini almadan önce bu kitapda eskilerinden birydi heycanla okudum ilk kerbela romanıymış gayet akıcıydı. Aşk, canı canana feda etmektir; tıpkı Kerbela toprağında açan o son gül gibi diyerek bizi o dönemin hüznüne ve sadakatine ortak ediyor. Kitap sadece bir tarihi anlatmakla kalmıyor, inancın ve sevginin ne anlama geldiğini de derinlemesine sorgulatıyor. Dönem tasvirleri o kadar güçlüydü ki okurken kendimi o atmosferin içinde hissettim. Klasik tarihi romanlardan sıkılanlar için kesinlikle farklı ve sürükleyici bir alternatif. Kitaplığımda beklettiğime değen, etkileyici bir eser oldu.
Aşkın ŞehidiAhmet Turgut · Paradoks Yayınları · 20121,901 okunma
9/10
·254 syf.··
Beğendi
·
2026 190. kitabı
·
17 saatte okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 12:35
"Önyargıları parçalamak, atomu parçalamaktan zordur "demiş ya Einstein..Kendimi atomu parçalamış gibi hissediyorum. Niye mi? Bu kitabı ilk gördüğümde niyeyse adı tuhaf geldi benim tarzım degil diye düşürdüm.Ama sonra bir kaç arkadaşım o kadar methetti ki okumaya karar verdim .Sıfır beklentiyle başladım ve büyük bir tatmin duygusuyla bitirdim kitabı .. Petrikor, yağmur damlacıklarının kurak bir dönemden sonra kuru toprakla buluşmasıyla ortaya çıkan o karakteristik, taze ve ferah toprak kokusuna verilen isimdir.Ne hoş değil mi ?Çok sevdigim bir kelime yerleşti dağarcığıma..Ben de bayılırım o kokuya ... Kitap iki eksende ilerliyor. Biri aynı işyerinde çalışan bir adam ve kadın .Adlarını bilmiyoruz. Ben kafamda koydum adlarını ama bana kalsın.. Digeride evrende Oasis ve Lapis gezegeni arasında...İONIX döngüsü. Bu döngü yeniden doğuyor. Her döngüde gezegenler birbirine yaklaşıyor ama nu sefer tarih boyunca görülmemiş bir yakınlıkta.Çekim güçleri öyle şiddetleniyor ki ,iki gezegen birbirinin özüne dokunuyor . Tıpkı Yokluk Ülkesinde ki adamla kadın gibi ..Adam artı kutup ,kadın eksi doye tanımlıyor yazar .Zıt kutuplar birbirini çeker teorisini yaşıyorlar adeta.. Onlar da kah yakınlaşıyor, kah en ufak bir duygu geçişiyle uzaklasıyorlar birbirlerinden .Başlarda toksik ilişki diye düşündüm ama yaşadıkları, duygu geçişleri fikrimi değiştirdi. Hem kozmik ,hem psikolojik derinliği olan bir kitap .Metaforik anlatımı olmasına rağmen sade dili insanı yormuyor ..Son zamanlarda sevmeye başladığım Uzakdogu edebiyatı sakinliği var kitapta .. Haziran ortasında olmamıza rağmen bugun yağan yağmur eşliğinde okumak çok keyifli oldu benim için .O kokuyu doya doya çektim içime... Kitapla kalın dostlar.... Petrikor Jonah Axon
PetrikorJonah Axon · Limera Yayınları · 202673 okunma
Bir Ömrün Direnişle Yazılan Hikâyesi
10/10
·184 syf.··
2026 22. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 02:07
"Benim değil bu hikâye, bir başkasının hayatını anlatıyor.  (...) 1976 Haziranı'nda Paris'te, metroda tesadüfen çıktı karşıma. "İşte o!" diye mırıldandığımı hatırlıyorum. Görür görmez tanımıştım." Evet, Amin Maalouf'un hikâyesi değildi bu; bir tarih kitabının sayfalarında yer alan, bütün ufku dolduran bir posta vapurunun altında, İkinci Dünya Savaşı sırasında Kadim Topraklar'dan Direniş saflarına savaşmaya giden ve dönüşte de kahraman gibi karşılandığı yazan bir görselin içerisindeydi İsyan. İlk karşılaşma metro istasyonunda gerçekleşmişti. Ve onun sorduğu tek soru şuydu: "Bir sokak arıyorum. Bu civarda olmalı. Adı Hubert Hughes." İsyan'ı takip etme merakına yenilmişti anlatıcı. Aradığı sokağa kadar eşlik etme fikrine sadık kaldı. Kafasına takılan o tuhaf soruyu sordu adama: "Kaç numarayı arıyorsunuz?" Adamın vermiş olduğu yanıt içini daha da büyük bir merakla kapladı. Hayır, belirli bir numarayı aramıyordu, sadece sokağı görmeye gelmişti.             Hubert-Huges Sokağı                      Direnişçi                    1919-1944 Sıradan bir insan baktığında bu sokak adı hiçbir şey ifade etmiyor olabilir ancak onun için maziyi simgeliyordu. Paris'te direnişçilerin adını taşıyan otuz dokuz sokağı keşfe çıkmıştı. Fakat bu gezi için yalnızca dört günü vardı. Neden dört gün? Çünkü dört günün sonunda geleceğinin yönünü belirleyecek bir olay meydana gelecek... Yıllardır sessiz kalma mecburiyetinde bulunmuş İsyan Kitabdar, ilk kez derdini anlatmak için birine teslim oluyordu. Devrimci bir babanın tıp fakültesinde okuyan oğlu da tıpkı babası gibi direnişçi olmayı tercih etmişti. 6 Nisan 1909. O gün ne mi olmuştu? "Benim doğmama neden olan bir kıyamet." Adana'da ayaklanmalar başlamıştı. Ermeni mahalleleri yakılıp talan hale getirilmişti. Yıllar
Doğu'nun LimanlarıAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 202640,2bin okunma
Reklam
Reklam