Hafızalarımızdan pek bir şey kalmaz geriye; belki bizler bile hatıraların ayrıntısından değil, onların bugünkü şeylerin içlerinde sıkışmış havasından hoşlanırız. Hatıraların şeylerden biriktirdiği aura elbette bizde bir hüzün/melankoli uyandırır. Tıpkı eski Yunan, Roma kalıntılarına, terk edilmiş anıtlara bakmak gibi.
Sayfa 172 - Yapı Kredi Yayınları·Kitabı okuyor
Alıntı
tıpkı bugünkü gibi yarı esir, belimiz zincirli orta yerde
Sayfa 27·Kitabı okudu
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
ilk futbol maçını anneannemin gençlik omuzuna yaslanarak seyrettim. Ve tıpkı bugünkü gibi o gün de futbola dair tek bilgim kaleye giren topun gol anlamına geldiğini bilmekten öteye geçmedi
İnsan ve Duygular
TIPKI BUGÜNKÜ GİBİ
"Şimdiki sevdalar naylondandır.Sevdanın hası bizim zamanımızadaydı,"diyor. Annemin naylon gömleği var.Çamaşır ipimiz de naylondan .Naylondan sevda nasıl olur İnci?
ŞAPKA DEVRİM(!)İNİN KURBANLARI...
(...) Hâdise aslında, tıpkı 31 Mart’ta, Menemen’de, 28 Şubat’ta vs gördüğümüz tarzda bir “tertib” olarak başlıyor. Giresun’da bir adam sokaklara çıkıyor ve avaz avaz şapka giymeyeceğim diye bağırıyor. Alıyor ekip bunu: “Niye giymeyeceksin?” Cevab: “Çünkü İstanbul’daki Atıf Hoca ile mektublaştım, o dedi giyme diye…” Bunun üzerine Atıf Hoca‘yı alıp Giresun’a gönderiyorlar. Ama Giresun İstiklâl Mahkemesi bakıyor, ortada ne bir mektub var, ne tanışıklık, özür dileyip bırakıyor Atıf Hoca‘yı. Gelgelelim polis bırakmıyor. İstanbul’a getirip bir müddet kodeste tuttuktan sonra, bu sefer Ankara İstiklâl Mahkemesi’ne sevkediyor. Sene 1926… O sırada Erzurum, Rize, Giresun, Trabzon, Sivas, Maraş gibi yerler karışmış şapka yüzünden. Önüne gelen tutuklanmış. Hattâ yüzlerce kişi Türkiye’yi terkedip Suriye’ye yerleşmiş ki, bugün Şam’daki Kasiyun Dağı eteğinde kurulmuş bulunan “Türk Mahallesi”nde yaşar onların çocukları… Rize’yi Hamidiye zırhlısı topa tutmuş, neler neler olmuş… Ve sadece Atıf Hoca‘ya değil, şapka kanunundan dolayı her tutuklanana, ilk olarak, karıştığı olaydan önce “Frenk Mukallitliği”ni okuyup okumadığı soruluyor. Belli ki, olayın merkezine bu kitab konulacak ve Atıf Hoca, bütün ülkedeki kalkışmalardan sorumlu tutulacak… Nitekim öyle yapılıyor. Aynı dava dosyasına dâhil olmak üzere, sırasıyla Maraş, Giresun, Trabzon isyanları yargılanıyor. Hepsi “Frenk Mukallitliği” ile alâkalandırılarak, birçok idâm, birçok hapis cezasıyla sonuçlanıyor. Ve sıra Atıf Hoca‘da… Karşısında “Üç Aliler” diye bilinen, zamanın üç ünlü celladı, hâkim sıfatıyla bulunuyor. Birkaç kişi daha var aynı seansta: Yazar Tahirülmevlevî, kitabçı Abdülaziz, sahaf Mihran Efendi… Bunlar da “Frenk Mukallitliği”ni satmaktan yargılanıyorlar… Ve savcı Necib Ali mütalâa veriyor: __"Babaeski
GÖLGELER -Yaşadığımız Günler-I-, 1 Kasım 2011, Çarpıcı Kitap·Kitabı okuyor
Deneme, İnceleme
"Hafızanın dokusu" ile neyi hayal ediyorum? İster eski eşyaları, taşlan, kap kacağı muhafaza edelim, ister kalıcı olacağını düşün­ düğümüz renkli resimler yapıp bir kenara koyalım, ister üzerine yazı yazdığımız her kağıt parçasını özenle biriktirelim (ben öyle biriyim, mesela), ister fotoğrafın ve dijital hafızaların sonsuzluğuna saflıkla inanalım, geçmişi korumak ve muhafaza etmek imkansız bir çabadır. Ama buna rağmen Dayanita Singh'in fotoğraflarının gösterdiği gibi "geçmişi koruma çabamızı" gösteren şeyleri yani eski eserleri, belgeleri, dosyaları bugün bize göründükleri gibi sap­tamak, hatırlamak çabamızın ne kadar candan ve ne kadar "kutsal" olduğunu hissettirir bize. (Dini konu ve yapılarla çok az ilgilen­ mesine rağmen Singh'in kamerasının bize sunduklarında dini ve mistik bir yan vardır.) Hafızalarımızdan pek bir şey kalmaz geriye; belki bizler bile hatıraların ayrıntısından değil, onların bugünkü şeylerin içlerinde sıkışmış havasından hoşlanırız. Hatıraların şey­ lerden biriktirdiği aura elbette bizde bir hüzÜn/melanholi uyandırır. Tıpkı eski Yunan, Roma kalıntılarına, terk edilmiş anıtlara bakmak gibi. Bu kirli, tozlu, renksiz dosyaları "güzel" bulmamızın nedeni, Singh'in hünerli kamerası sayesinde onların içlerimizde birikmiş melankoliyi ortaya çıkarmasıdır.
Sayfa 171 - YKY yayınları 2026
Anı-Mektup-Günlük-Edebiyat