‘Genç bir bedende yaşlı bir ruh’ kombinasyonundan sanatçı falan çıkmazsa tırıt çıkıyor
Yağmurlu bir Konya pazarı, Mithat kapalı olduğundan Mevlana'da tirit yenilmiş, Şendağlı'da somun'la çay yapılmış, Aziziye'de eda edilen ikindi sonrası Rampalı... Huzur'u bulmanın sevinciyle aşınmış merdivenler çıkılmış. Aylarca bekletilmiş kitaplıkta, o ara ev değişmiş, şehir değişmiş, yağmurlar yeniden yağmaya başlamış. Huzur'u okumanın zamanı gelmiş.
Öyle
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Hz.Ömer Şam’da sınır nöbeti tutan askerleri denetlemeye gittiğinde askerlerin komutanı sahabeden Ebu Ubeyde B.Cerrah’ın çadırında istirahat etti. Vakit öğle vakti idi. “Size askerin yemeğinden mi yoksa komutanın yemeğinden mi getirelim? diye sordular. Hz.Ömer “Her ikisinden de getirin!” dedi. Önce askerin yemeğinden getirdiler. Yemekte et, et suyu ve tirit vardı. Hz.Ömer: “Bu askerin yemeği! öyle mi? dedi. Evet dediler. “Bir de komutanın yemeğini getirin bakalım!” dedi. Komutanın yemeğini de getirdiler. Yemekte birkaç parça kuru ekmek ve biraz süt vardı. Bunu gören Hz. Ömer hüngür hüngür ağladı ve dedi ki: “Seni bu ümmetin emini diye adlandıran ne doğru bir şey yapmış!” Dünya hepimizi değiştirdi de bir tek seni değiştiremedi Ey Ebu Ubeyde!”
Arık etten yağlı tirit olmaz.Atasözü
Kitap
TÜRKÇE BİLMEYEN TÜRKLER!..
- "Şimdi arkadaşlar, Türk insanı kitap okumuyor diye hayıflanıyoruz ama Türk insanı kitap okuyacak kadar Türkçe bilmiyor maalesef. Bir kitabı eline aldığı zaman, başka bir dilde yazılmış gibi, anlatılanların dışında kalıyor. Bunun suçlusu da özellikle bu siyasî-ictimaî düzendir. Harf inkılâbıyla halkı bir gecede cehaletten kurtarmakla övünüyor ama, 100 yıldır Türk insanını eğitemiyor, kendisine inandıramıyor, belki eskisinden beter bir cehalet bataklığına sürüklemiş bulunuyor. Ana dilinde yazılmış bir kitabı anlamayan bir tuhaf “ulus yarattı”lar. Bir misâl vereyim. Mesela Türkçede “dava adamı”, mutlaka olumlu ve methedici bir anlam ifade etmeyen mücerret ve nötr bir kavramdır. Herhangi bir davanın inanmışı, o davayı benimseyen ve sırtlayan biri, mutlaka iyi ve kahraman biri olmayabilir. Bir enayi, bir zalim, bir cahil de olabilir. Kötü bir davanın adamı kötüdür. “Dava adamı” tabiri ancak şu yönden olumlu ve övücü bir sıfat kabul edilebilir: Dava adamı olmak, bir şeye inanmak ve bağlanmak bakımından “günün adamı” olmaktan iyi ve ona nazaran olumludur. Örneklerle açıklayalım (ki daha önce bunu yapmadığım için ne kadar pişmanım bilemezsiniz): Sözgelimi Ak Parti kadroları arasında “dava adamı” diyebileceğiniz örneklere pek rastlayamazsınız. Bunlar “günün adamı” dırlar. Yarın al hepsini CHP’ye koy, değişikliği fark etmezler bile. Burada ne yapıyorlarsa orada da onu yapmaya devam ederler. Bunlar bürokrat zihniyetli, memur zihniyetli tiplerdir. Kimin arabasına binerlerse onun türküsünü söylerler. Ekmeğine bakarlar. Ak Parti’de “dava adamı”, kendi davasının adamı olarak görebileceğimiz tek örnek, Reis’tir. Ondan başka ikinci bir isim benim aklıma gelmiyor. İstanbul’a secimden önce 17 tane mi ne -rakamı yanlış hatırlıyor olabilirim- bakan göndermişler, propaganda yapsın diye.
Türkçe Yok Oluyor!
Allah'ım bize de böyle komutanlar nasip et ;')
Hz. Ömer Şam'da sınır nöbeti tutan askerleri denetlemeye gittiğinde askerlerin komutanı, sahabeden Ebu Ubeyde b. Cerrah'ın çadırında istirahat etti. Vakit öğle vakti idi. "Size askerin yemeğinden mi yoksa komutanın yemeğinden mi getirelim? diye sordular. Hz. Ömer "Her ikisinden de getirin!" dedi. Önce askerin yemeğinden getirdiler. Yemekte et, et suyu ve tirit vardı. Hz. Ömer: "Bu askerin yemeği! öyle mi? dedi. Evet dediler. "Bir de komutanın yemeğini getirin bakalım!" dedi. Komutanın yemeğini de getirdiler. Yemekte birkaç parça kuru ekmek ve biraz süt vardı. Bunu gören Hz. Ömer hüngür hüngür ağladı ve dedi ki: "Seni bu ümmetin emini diye adlandıran ne doğru bir şey yapmış!" Dünya hepimizi değiştirdi de bir tek seni değiştiremedi Ey Ebu Ubeyde!"
1000Kitap