Hz. Enes anlatıyor: Rasülullah hanımlarından birinin evindeyken diğer hanımlarından bazıları o eve yemek yollardı. Sıra Hz. Aişe’deyken bir hanımı içinde tirit yemeği bulunan bir kap gönderdi. Hz. Aişe de bu durumu kıskanıp sinirlenincehizmetçinin eline vurup tabağı yere düşürmesine ve kırılmasına neden oldu. Bunu gören Hz. Peygamber tiridi yerden toplayarak yeniden tabağa doldurmaya başladı ve “Anneniz sinirlendi” buyurdu. Sonra sağlam bir tabak gelince tiridi ona koydu. Yedikten sonra geri gönderdi. :)
- "Kim görmüş benim sinirlendiğimi diyebiliyorsun. Bırak eskileri; şu son yirmi dakikacığın içinde ikinci sinirlenişin değil mi şu hâlin? Bilmez miyim seni ben? Tirit gibi titriyordu şuran. Hemen yolunu bulur, rahatlarsın ama sen. Dokuz Tanrı bir araya gelip dokuz nesil deneseler kalleşin senin gibisini gönderemezler dünyaya. Kuvvetin o senin.. kalleşlik."
Alıntı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Diğer yemeklerden önce meyve ikram etmektir. Sağlık açısından da en doğru olanı budur. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Beğendikleri meyvelerle ¹⁵³ ve canlarının çektiği kuş etleriyle..."¹⁵⁴ Devamında ise, en güzel olanı, meyveden sonra et¹⁵⁵ ikram etmektir. Et, özellikle kızartılmış olmalıdır. Etten sonra ikram edilecek en güzel yiyecek ise tirit yemeğidir. Ardından da tatlı sunulur. Soğuk bir su ikramıyla birlikte, yemek sunumu güzel bir şekilde tamamlanır. Yıkanacağı zaman, ellerin üzerine ılık su dökmek sûretiyle de yemek faslı sona erer.
Sayfa 118 - Karınca Polen Yayınları | YEMEĞİN SUNULMA ÂDÂBI HAKKINDA
Peygamberimiz'i her daim gözü yaşlı, dünyaya değer vermediği için hırpani, açlıktan karnına taş bağlayarak gezen, hasır üzerinde uyuyan biri olarak anlatmak, hayatının bütün yönlerini yansıtmayan eksik bir tasvirdir. Onun hayatı, pek çoğumuzun hayatı gibi tek boyutlu değildir. Şemailini okuyan herkesin göreceği gibi Efendimiz (sav), yeri geldiğinde bugünkü ölçülerle oldukça kıymetli sayılabilecek bir giysiyi hediye olarak kabul etmiş, giymiş; ama onu çok beğenen birine anında çıkarıp verebilmiştir. Tirit ve balık gibi lezzetli yemekler de yemiş, içeceği suyu özel olarak uzak bir yerden getirttiği de olmuştur.
Peygamber genellikle arpa ekmeğini hurma ile yerdi. Un helvasını ve içinde didilmiş et parçaları olan tirit yemeğini çok severdi. Özellikle etin kol kısmını severek yerdi ve etin en güzel kısmının sırt eti olduğunu söylerdi. Her nimet kıymetliydi onun için: “Hardal ve tere tohumuna kıymet veriniz. Yüce Allah bunları birçok derde deva kılmıştır.” diyordu. “İçinde hurma bulunmayan evin halkı açtır. Her kim kalbinin düzgün çalışmasını isterse incir yemeye devam etsin.” Kabak yemeğini çok severdi ve evinde birçok yemeğe kabak katılırdı. Bu konuda Âişe’ye özel bir tavsiyesi vardı Nebî’nin: “Ey Âişe! Çorba pişirdiğiniz zaman kabağını çok koyunuz. Zira kabak, üzüntülü kimsenin gönlünü güçlendirir. Kabak aklı artırır ve beyne kuvvet verir.”
Sayfa 175·Kitabı okudu
el-Leys şöyle dedi: İbn Şihâb(Zühri), konuşmasını çok kapsamlı bir dua ile tamamlar ve şöyle dua ederdi: "Allah'ım! Senden dünyada ve ahirette ilminle kuşattığın iyilikler istiyoruz ve dünyada ve ahirette ilminle kuşattığın bütün kötülüklerden sana sığınıyoruz." O, gördüğüm insanların en cömerdiydi. O, elinde ne varsa verirdi hat-ta gün gelir elinde bir şeyi kalmayınca kölelerinden bile borç alırdı. Kölesine: "Ey Falanca! Bana borç ver, bildiğin gibi sana iki katını ödeyeceğim. İbn Şihâb, insanlara tirit ikram eder ve bal içirirdi. " Mâlik şöyle dedi: "İbn Şihâb insanların en cömerdiydi. Çok parası olduğunda kölesi ona öğüt vermek için: "Daha önceki çektiğin sıkıntıları gördün, paranı iyi tutman lazım." dediğinde ona şöyle cevap verdi. "Şüphesiz ki cömertliği, yaşanılan hiçbir tecrübe yola getiremez." Ukayl b. Hâlid şöyle dedi: "İbn Şihab, bedevilerin yanına gider ve onlara fıkıh öğretirdi. Bir bedevi onun yanına geldi. İbn Şihâb elinde ne varsa harcadı ve elini sarığıma doğru uzattı, sarığımı aldı ve bedeviye verdi. Ve bana dedi ki: "Ey Ukayl! Sana ondan daha iyisini vereceğim." Amr b. Dînâr şöyle dedi: "İbn Şihâb gibi dinara ve dirheme değer vermeyen, onun gibi başka birini daha hiç görmedim. Dinar ve dirhem onun için deve pisliğinden farksızdı."
Sayfa 167