Kederle dolusun.Merak ve endişe içindesin.Demek ki hakikati göremiyorsun.Karamsarlığın kaynağı ışıktan uzak durmaktır.Gayret atına bin, himmet dile ve ümîd et.Bidayeti parlak olanın nihayeti de parlaktır.
Gönül eri garîb olmaz.
Biz Duran Teyze nin parmağında gösterdiği yerdeki belli belirsiz ize bakar, ama daha çok, mavzerini genç bir kadını öldürmek için çeviren karanlık ruhu düşünürdük.
Her baba gibi ben de
İlk defa
O garip derin ağrıyı çekiyorum.
Kadınlara muhalefet duymuyorum bana bir şey oldu.
Merhamet duyuyorum.Fıtraten bütün hazır oluşlarına rağmen,ve milyarlarca örneğine rağmen,Havva anamızın kainata doğarak gelen ilk insanı taşıyışındaki ve dünyaya getirişindeki duygusunu yaşıyorlar.Tıpkı ölümlerimizin paylaşılmaz olması gibi kadınların Allah'ın buyruğu ile hayat verişlerinde de o ilk orijinal duygu aynen yer alıyor.Bunu pek az konuşmasına rağmen gözlerinde okudum.Ne kadar açıklanmış olursa olsun, yüzlerindeki endişe,o uzaktaki meçhulle temas halindeki korku geçmeyecektir.Bu korkuyu ve endişeyi hayata ve meçhulümüz olan o büyük kudrete büyük bir saygı olarak anlıyorum.
2-İnsanın samimi ve doğru sözlü dostlarından kusurlarını devamlı hatırlatmalarını rica etmesi gerekir. Hz. Ömer (r.a.) daima “Benim kusurlarımı bana bildiren şahıslardan Allah razı olsun” derdi. Gazâlî bu metodu açıklayarak şöyle diyor: “Yazıklar olsun! Bu manevi hastalıkları tedavi tarzı bugün işe yaramamaktadır. Çünkü dostlar ya dalkavukluk yapıyorlar veya kusurları örterek görmemezlikten geliyorlar. Yahut da o kadar mübalağalı söylüyorlar ki kusurun ne olduğunu tanımak mümkün olmuyor. Nefislere gelince kusurları, hataları belirten şahıs düşman, hased edici veya boşboğaz tasavvur ediliyor. Bir kimse kusurlarımızı bize söylediği zaman hemen karşı çıkıp; bunlar senin kendinde de mevcuttur diyoruz. Bu anlayış; bizi, kusurlarımızı görmeğe ve onları düzeltmeye doğru sevk etmiyor.”
Sonunda her şeyi terk edip Bağdat’tan çekip gitmeye karar verdim. Âlimler, devlet adamları durumu öğrenince hepsi bütün samimiyetleri ile buna mani olmaya çalıştılar ve içten gelerek dediler ki;
“Bu İslâm’ın talihsizliği olur. Bu kadar faydalı hizmetler verirken her şeyden el etek çekmeniz şer’an nasıl caiz olur.”
Bütün ileri gelenler, alimler bunu söylüyordu. Fakat ben en doğru olanı anlıyordum. Bu yüzden her şeyi yüz üstü bırakıp hemen ayaklandım ve Suriye yolunu tuttum. Şair ne kadar doğru söylemiş:
'Ey Sâib gerçi hiçbir işi düşünmeden yapmak asla doğru olmaz
Ama düşünmeden dünyadan el etek çekmek ne kadar güzeldir.