Allah'a hakkiyle ittika etmek ve her halde Müslim olarak ölebilmek için de evvel emirde, habl-i İlâhiye toptan yapışarak tevhid üzere ictima' etmek ve tefrikadan ihtiraz eylemek lazımdır. Anlaşılıyor ki, farziyyet-i hacc, bu ictimâın hem vesailinden hem de makasıdınden birini teşkil eder. Binenaleyh evvelâ, tevhid-i kulüb, saniyen, tevhid-i ef'al din-i hakkın a'zam-ı erkânındandır. "Ben kendi başıma münferiden dinimi, imanımı muhafaza edebilirim." demek tehlikelidir. Kendi başına kalmak istiyen ferdlerin iman ve İslâm üzere hüsn-i hatime ile gidebilmesi meşkûk olur. Ferd, cebr-ü tazyik altında her şeyini zayi' edebilir. Zira يَدُ اللهِ مَعَ الجَمَاعَةِ )"Allah'ın eli cemaatle beraberdir." Neseî: Tahrim-6) dır. Ve dinin dünyada en büyük feyzi de, bu cemaatin te'sisindedir. Bunun içindir ki, cemaatlerini zayi' veya perişan edenler behamehal perişan olurlar. Sevaik-ı fiiliye karşısında delâil-i ilmiyye ale'l-ekser icra-yı hükmedemez. Nitekim Hazret-i Isa bile مَنْ اَنْصَارِى إِلَى الله )"Kim benim Allah'a arkadaşlarım?" Al-i İmrân-3/52( dedi. Her mü'min, Hakkın bir tecelli izafiyesine mazhardır. Hakkı tecelli ise, bütün izafatın cem'iyle tevhid-i hakikînin zuhurundadır. Binaenaleyh bütün ehl-i iman kelime-i vahide üzerinde tevhid-i ef'al etmedikçe hakk-ı ittikaya eremez, vasıl ilallah olmazlar