Miraç Buğra Tokaç

Miraç Buğra Tokaç
Müslümanların Bilimi Natüralistlere Bırakması
Şübhəsiz ki, göklerde ve yerde mü'minler için çok âyetler var.Yani delîl ve burhâna inanmak, tasdik etmek şanından olan kimseler için çok deliller, huccetler, alâmetler vardır ki, Allah Teâlâ'nın varlığına, izzet ve kudretine, hikmetine delâlet ederler. Şu halde imanı olanlar, semavâtı ve arzı müşâhede ve tetkîk ile onlardaki âyâtı peyderpey keşfederek delâlet ettikleri hikmet-i İlâhiyye'yi fehmü istihrac edip ona göre güzel güzel hakîmâne ameller yapmağa çalışmak lazım gelir. Onun için sonraki müslümanların bu âyetlerden, bu ilimlerden gâfil kalmaları sükûtlarına sebeb olmuş ve fünûnun tabiatciler, elinde ilhada sapmasına meydan vermiştir.
Sayfa 68 - 7.cild 45/3·Kitabı okudu
Din İslam
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Düşünen kişi
İnsanların çok az bir kısmı okur. Okuyanların çok az bir kısmı ciddi eserler okumuştur. Bunların çok azı gerçekten planlar yaparak, yoğun ve istikrarlı çalışarak fazla sayıda ciddi eser okumuştur. Bunların da az bir kısmı önündeki ciddi eseri tenkit ederek analitik okuma yapabilecek donanım ve cesarete sahiptir. Dişe dokunur tenkitler üretebilenlerin çok azı orijinal eserler telif edebilir. Bu sebeple gerçekten Cemil Meriç'in veciz şekilde ifade ettiği gibi "Her yüzyılda birkaç kişi düşünür, diğerleri ise onların düşündüğünü düşünür."
Sayfa 42·Kitabı okudu
Düşünce
Gerçek Bilgi/İlim ve Malumat Arasındaki Fark
İşin aslı öğrenmek, bilgiyi işleme sokabilmek ve kullanabilmektir. İnsanda bu faaliyetlere dair bir meleke oluşmasıdır. En teorik konularda dahi durum böyledir. Yani örneğin fıkıh usulü ya da bilim felsefesi öğrenmek, kelime ezberlemekten ya da sayfalarca okumaktan ibaret değildir. Bu ilmi, meselelerle karşılaştığında adeta bir "meleke" halinde kullanmak, usul/metot ihlal edildiğinde fark edebilmektir. Bunu sağlamayan bir öğrenme eskilerin kıylükal dedikleri "O onu dedi, bu bunu dedi." faaliyetinden öteye gitmez. Bu ne bir ilim ne de bir öğrenmedir. Yine eskilerin güzel tabiri ile "malumatfuruşluk"tur. Malumat ise ilim değildir; dağınık ve bütünlük arz etmeyen, kişiyi değiştirmeyen bilgi kırıntılarıdır. Oysa bilmek, bilgi kırıntıları arasında bağlantılar kurabilmek, bu bağlantıları zenginleştirebilmek, güçlendirmek ve lazım olduğunda gösterebilmektir. Felsefi derinlik ya da tefakkuh ilk bakışta görünmeyen bağlantıları kuracak kadar konu üzerinde vakit geçirmeyi ve meleke kazanmayı gerektirir. Bu yüzden malumatfuruş, dağınık bilgiyi dinleyiciye boca eder ve kendisinin anlaşılmadığını iddia eder. Oysa bilen anlatır. Alim bilgisini kullanır. Kullanamadığın şey senin değildir. Gerçekten kolay anlatım, kafanın içinde işlediğin bilgiyi dünyada görebilmeyi gerektirir. Bu yüzden böylelerinin örnek kullanmakta zorlanmadıklarını ve örneklerin kolay anlatım sağladığını fark edersiniz. Sanki herkesin elini uzatsa kolaylıkla yakalayabileceği şeyleri veriyor gibidirler. Ama bunu herkes yapamaz. Birinin bir konuyu gerçekten bilip bilmediği en kolay yoluyla verdiği örneklerden anlaşılır. Çoğu insan, konuşmacının atıf yaptığı kaynaklara ya da suni bilgiç edalarına aldanmakla yanılır.
Sayfa 22·Kitabı okudu
Düşünce

Miraç Buğra Tokaç

, bir kitap okudu
9/10
·262 syf.·
15 günde okudu
·
2024 7. kitabı
Fatih Sultan Mehmed'in Şahsiyeti
İstanbul fâtihi, sınırsız güç sahibi mutlak bir hükümdar olmanın yanı sıra, dünya hâkimiyeti fikrini de benimsemişti. Onun bu düşüncesinin kaynağı, Türk- Moğol hakanlık, İslâmî hilâfet ve Roma imparatorluk fikriydi. Fâtih Sultan Mehmed'in İtalyan nedimlerine Roma tarihleri okutarak bu geleneği kavramaya çalıştığı da bilinmektedir. Onun bu inancı benimsemesinde etrafındaki Bizanslı ve Batılı yakınları (Georgios Trapezuntios, Kritovoulos, Amirutzes, Benedetto Dei, Gaetalı Jacopo, Criaco d'Ancona vb.) rol oynamıştır. İstanbul fethinden kısa bir zaman sonra orada bulunan Jacopo Languschi dünyada tek imparatorluk, tek iman ve tek hükümdarlık olması gerektiğini iddia eden Fâtih'in, bu birliği kurmak için dünyada İstanbul'dan daha uygun bir yer olmadığı, bu şehir sayesinde tüm hıristiyanları hükmü altına alabileceği düşüncesinde olduğunu belirtir. Georgios Trapezuntios Fâtih'e hitaben, "Kimse şüphe etmez ki, sen Romalılar imparatorusun. İmparatorluk merkezini hukuken elinde tutan kimse imparatordur ve Roma İmparatorluğu'nun merkezi de İstanbul'dur" diyordu. Papa II. Pius, Fâtih'i hıristiyanlığa davet eden mektubunda (1463'te yazılmış ve galiba Fâtih'e gönderilmemiş olan bu mektup, Fatih'in sağlığında 1475'te Treviso'da basılmıştır) Papa, Hıristiyanlığı kabul ederse meşrů imparator sıfatıyla dünyanın en kudretli hükümdarı haline geleceğini söylüyor ve kendisine "Grekler'in ve Şark'ın imparatoru" unvanını vereceğini, kuvvetle elde tuttuğu ve haksızlıkla iddia ettiği şeyin hukuken de kendi malı olacağını, bütün hıristiyanların kendisine saygı göstererek ihtilaflarını hal için hakem tanıyacaklarını, birçoklarının kendiliklerinden baş eğeceğini, kendisinin Roma kilisesinin haklarına karşı gelenler aleyhinde onun kuvvetine başvuracağını temin etmekteydi. Fâtih, Ortodoks patriğini
Sayfa 222·Kitabı okudu
Tarih