والذين اسْتَجَابُوا لربهم Ve onlar ki, Rabbları için da'vete icabet etmekte و أقاموا الصلوة . Ve namazı dürüst kılmaktadırlar.Allah'a iman ve itaât için Peygamber tarafından yapılan da'vete Ashab-ı Kiram'ın bîat ve icabetleri gibi bîat ve dînin direği olan namazı ikâme ile cemaat ve cem'iyyeti sağlam tutanlar و آمرهُمْ شُورَى بَيْنَهُمْ emirleride, beyinlerinde şurâdır. İşleri, buyurukları istibdâd ile değil, aralarında danışıkla, reiylerine müracaat iledir. Kendi işlerine kendileri sahibdir. Başkalarının elinde esir değil, aralarında tesânüdsüz, cem'iyyetsiz, müteferrik de değil, toplanıp sözü bir etmesini bilirler. Müracaatın sûreti de reiy kabiliyyeti olan ammenin re'ylerini temsil edebilecek ictihâd sahibi hallü akd erbâbının toplanıp müzakere etmesiyledir. Resûl-i Ekrem sallallahü aleyhi vessellem,وشاورهم في الأمر )"...Ve emirde reylerini al..." Âl-i İmran-3/159( müeddâsınca harb maslahatlarına taallûk eden işler de müşâvere ederdi. O'ndan sonra da Ashâb, gerek onda ve gerek ahkâmda müşavere ettiler. Peygamber'in vefatı üzerine Halîfe intihabı ve ehl-i riddete kıtal, ceddin mîrası, şarab içenlerin haddinin adedi ve Irak'ta fetholunan arazînin ahkâmı ve saire gibi mesâil hep bu kabîldendir. Şübhe yok ki, ahkâma müteallik müşavere, hakkında nass-ı kat'î ma'lum olmayıp az çok mevrid-i ictihad olan veya tatbikatı mücâhedeye mütevakkıf bulunan hususattadır. Şûrâ müzakereleri, icmaî mes'elelerin aslını teşkil eder. Tarih-i İslâm'da ve Usul-i Fıkıh'ta matteessüf bu şûrâ düsturu Devr-i Sahabe'den sonra Kur'ân'ın verdiği bu ehemmiyyet ile mütenâsib bir surette inkişaf ettirilememiştir. Şûrâ, esâsen fütyâ gibi büşra vezninde masdar olup teşâvür, yâni biribirinin re'yini almak demektir. Aslı arıdan bal almak mânâsiyle alâkadardır. Zu şûrâ mânâsına da gelir. Nitekim bu