Konuşmalar 1921-1941
Puan vermedi·246 syf.·
2026 22. kitabı
Adolf Hitler'in mitinglerini kapsayan konuşmalar kitabı çok iyi bir kitap. Zaten eğer yabancı çeviri aramıyorsanız, Türkçe çeviri arıyorsanız bu kulvarda yarışabilecek pek farklı bir kaynak yok. Kitap 1921'den 1941'e kadar, yani savaşın başlamasına kadar sürüyor; oradaki mitingleri kapsıyor. Kitabın sonuna doğru Polonya Savaşı başlıyor ve Rus Savaşı'na yaklaşıyor. Bu noktada Adolf Hitler'in halkı nasıl motive ettiğini, nasıl kendine bağladığını öğrenmek; savaş hâlindeki bir millete nasıl hitap edildiğini anlamak iyi ve yararlı. Çünkü bu işin zirvesi Adolf Hitler'dir. Hitler'in bu konuşmadaki etkileyicilik ve hitabet yeteneği bakımından etkilendiği kişi, Avusturya'nın Viyana Belediye Başkanı Lueger'dir. Hitler onun hitabetinden etkileniyor ve bunu kendine uyarlıyor. Kendisinden nefret etmesine rağmen ona hayran kalıyor ve ileride onun görüşlerini de benimsiyor. Bu bakımdan bu kitabın ardından Lueger'in konuşmalarını incelerseniz hitabet yeteneğindeki benzerliği de görebilirsiniz. Bu bakımdan da güzel bir kaynak. Hitler bu kitapta derin düşüncelerini söylemiyor. Bu kitap halka, işçilere, bazen de askerlere yapılan konuşmalarla ve mitinglerle dolu. Bu yüzden Adolf Hitler'in gerçek düşüncelerini öğrenmek istiyorsanız farklı kaynaklara bakmanızı öneririm. Bu kaynakta sadece topluma ne gösterdiğini görebiliyorsunuz; burası önemli. Kavgam ve Konuşmalar kitabına bakarsanız büyük ihtimal Hitler için “dindar biri” diyebilirsiniz. Bunu gibi yanlışlara düşmemek için bu kıtabın Hitlerin derin düşüncelerini kapsamadığının farkında olun. Onun dışında piyasadaki en iyi çeviri ve en derli toplu basım. Kesinlikle vakit ayırmaya değer.
Duygu ve Düşünce
Konuşmalar (1921-1941)Adolf Hitler · Mevzu Yayın · 20244 okunma
10/10
·148 syf.··
2026 22. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 11:53
Bir kitap düşünün, önsözünden başlıyor sizi heyecanlandırmaya, başka şeyler okuyacağınıza dair, içinizde kıpırtı oluşturuyor. Hikâyelerin her biri çok insanî, bir yandan öyle bir dünyadan, bir yandan öyle bir mahalleden, ama hepimizden. Hepimizden demişken; iç dünyamızdan, kalbimizden, duygumuzdan, öylesine tanıdık. "Toplu kaldırımlarda omuzlarımızın çarpıştığı milyonlarca kent yalnızı... Tanıdık insanlar... Bazı umutlarla, bazı umutsuzluklarla evlerine sığışan insanlar... İşten eve uzayan o yolculuklarda başlarını otobüs camına dayadıklarında neler düşünürler acaba? Kendilerine lütfedilen kısa akşam vakitlerini nasıl yaşarlar? Psikologları, sosyologları, deontologları, onkologları göreve davet ederim; araştırılsın." Diye ifade etmiş yazar ve tam da burada başlıyor bu hikâyeler... Bizim penceremize doğru... Kitabı çok beğendim, çok akıcı, farklı üslubuyla okunmaya değer. Teşekkürler.
Hudâyinâbit ÖykülerAydın Türk · İkinci Adam Yayınları · 20252 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Çürüyen Tanrı’nın Bilge Terminatörü: Philipp Mainländer
9/10
·312 syf.··
2026 221. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 17:46
Philipp Mainländer, bir aşkın veya yüksek duygunun değil; babasının annesine duyduğu o tamamen soğuk, aşksız ve mekanik biyolojik üreme dayatmasının sonucunda dünyaya fırlatılmış bir filozoftur. Onun bu sevgisiz ve çıplak doğumu, felsefesinin de neden bu kadar filtresiz ve rasyonel olduğunun ilk ipucudur. Kanımca Mainländer, Arthur Schopenhauer’ın sistemindeki en büyük mantıksal boşlukları kapatan, felsefe tarihinin "altın madenidir." Schopenhauer, dünyayı "Kör Yaşama İstenci (Wille)" olarak tanımlayıp acıdan kaçış için "çilecilik veya sanata sığınma" gibi mistik ve geçici çözümler sunarken; Mainländer bu mistik tülü yırtar ve bize hayatın ham, rasyonel ve nihai amacını gösterir: Yok oluş. Onun kozmolojisinde evren, intihar etmiş bir Tanrı’nın çürüyen cesedinden ibarettir. Başlangıçta zamanın ve mekanın ötesinde saf bir "Mutlak Birlik" (Tanrı) vardı. Bu ilk enerji, var olmanın getirdiği o sürtünmeli acıya dayanamadı ve "Hiçlik" (Non-Being) limanına ulaşmak istedi. Ancak saf varlıktan mutlak hiçliğe doğrudan geçiş rasyonel olarak imkansız olduğu için, Tanrı kendini imha ederek milyarlarca fiziksel parçaya böldü. İşte bizim "evren" ve "zaman" dediğimiz şey, o ilk bütünün parçalanma anıdır. Bu sistemde evrendeki tüm temel bileşenler (madde ve enerji) aslında aynıdır; yok olmazlar, sadece sürekli biçim değiştirirler. Doğan her canlı, o çürüyen cesedin parçalarının kısa süreliğine bir araya gelmesinden ibarettir. Ancak bu birleşme kusursuz bir kurgu değildir. Sistemde zamana bağlı bir bozulma (modern fiziğin deyimiyle Entropi) hakimdir. Birleşen her kimyasal bileşik, bir öncekinden daha zayıf, daha aşınmış ve çürümeye daha yakındır. Dünyanın zamanla daha kötüye, daha çirkin ve kaotik bir yere evrilmesi bu mekanik sönümlenme yasasının kaçınılmaz bir çıktısıdır. Mainländer
Felsefe
The Philosophy of RedemptionPhilipp Mainländer · Irukandji Media Pty Ltd · 20241 okunma
8/10
·464 syf.··
Beğendi
·
2026 18. kitabı
Gabriel García Márquez Yüzyıllık yalnızlık içinde sadece Buendia ailesinin yalnızlığını anlatmaz 1928 yılında Kolombiya’da yaşanan "Muz Katliamı"na kendi tarzıyla selam verir. Gücü elinde tutanların toplumu nasıl şekillendirdiği ve tarihi yeniden yazabildiği hatta hiç yaşanmamış hale getirebildiğini Jose Arcadio Segundo'nun üzerinden betimler. "Jose Arcadio Segundo, cesetlerle dolu bir trenden atlayıp Macondo’ya geri döndüğünde dehşet verici bir gerçekle karşılaşır: Katliamı kendisinden başka kimse hatırlamamaktadır. Resmi tarih ve medya, "Burada hiç muz işçisi ölmedi, herkes evine mutlu döndü" yalanını yaymış, tüm kasaba halkı da bu toplu amneziyi (hafıza kaybını) kabullenmiştir." ​Macondo’nun tozlu sokaklarında üzerimize karanlık bir hüzün olarak yüklenen yüzyıllık yalnızlık aslında insanlığın yalnızlığına dem vuruyor. Rüya,kehanet ve gerçeğin birbirine karıştığı bir evren Macondo.Nobel ödüllü başyapıt aynı zamanda en çok yarım bırakılan kitaplardan biri tavsiyem özellikle baştaki soy ağacını dikkatle incelemek okumanızı kolay hale getirecektir.
Yüzyıllık YalnızlıkGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202546,5bin okunma
karanlık bir sorgu odası
Puan vermedi·524 syf.·
2026 48. kitabı
İnsanın kendi hayatını yaşadığını sandığı bir anda tarihin ağır ve paslı eliyle ensesinden tutulup başka bir zamana fırlatılmasının romanı. Burada zaman yalnızca saatlerin, ülkelerin, haberlerin ve diplomatik görüşmelerin içinde akan bir şey değildir; zaman, insanın içinden de geçer, kimi insana yarını bekletir, kimi insanın yarınını daha o gün elinden alır. Bu yüzden romanı okurken yalnızca yaklaşan bir savaşın uğultusunu değil, savaş henüz başlamadan çoktan yenilmiş insanların iç seslerini de duyarız. Sartre, savaşı tanklarla, cephelerle, üniformalarla anlatmadan önce, bekleyen insanların terinde, gazeteye eğilmiş gözlerinde, kapalı panjurlarda, bir odanın içindeki sıkıntılı havada, bir ülkenin satılmışlık duygusunda ve kitlelerin aptalca sevinçlerinde gösterir. Yaşanmayan Zaman, bana kalırsa Sartre’ın en güçlü roman tekniklerinden birini bütün ağırlığıyla taşıyan kitaplardan biri. Bir yanda Avrupa’nın siyasi haritası yerinden oynarken, diğer yanda tek tek insanların küçük, kırılgan, çoğu zaman zavallı hayatları akmaya devam eder. Kimi aşkı düşünür, kimi korkusunu saklamaya çalışır, kimi bir gazeteden gelecek habere tutunur, kimi kendi cesaretini ancak felaket kapıya dayandığında ölçebilir. Sartre burada insanı soyut bir özgürlük fikri içinde bırakmaz; onu bir odanın, bir ülkenin, bir bedenin, bir korkunun ve bir karar anının içine kapatır. Özgürlük artık güzel bir kavram değildir. Özgürlük, insanın kaçamadığı şeydir. Seçmemek bile bir seçimdir ve roman boyunca insanın omuzlarına çöken asıl ağırlık budur. Kitabın en çarpıcı taraflarından biri, tarihin büyük cinayetlerinin çoğu zaman büyük gürültülerle değil, tekdüze seslerle, diplomatik cümlelerle, bekleme salonlarında, otel hollerinde ve rahat uykuların ortasında işlenmesidir. Sartre bunu çok iyi bilir. Kitleler
1000Kitap
Yaşanmayan ZamanJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 2019964 okunma
Puan vermedi·120 syf.··
2026 471. kitabı
Üstü Kalsın, Cemal Süreya’nın şiirlerinde yarattığı o benzersiz duyarlılığın, zekâ pırıltılı ironinin ve yaşama sevincinin bir araya geldiği, şairin kendi seçkilerinden oluşan önemli bir toplu şiir kitabıdır. İkinci Yeni hareketinin en zarif temsilcilerinden olan Süreya, bu eserde aşkı, yalnızlığı, toplumsal eleştiriyi ve gündelik hayatın içindeki o küçük, fark edilmeyen detayları kendi özgün diliyle yeniden inşa eder. Kelimelerle oynama ustalığı, şaşırtıcı imgeler ve okuyucuyu aniden çarpan o meşhur dize sonları, kitabın her sayfasına sinmiştir. Üstü Kalsın, sadece bir şiir kitabı değil; hayatın tüm karmaşasına, acılarına ve aşkın getirdiği yaralara karşı, şairin yaşamın üstünü bir şekilde tamamladığı, o eşsiz ve ironik bakışıyla sarmalanmış bir estetik manifesto niteliğindedir.
Üstü KalsınCemal Süreya · Yapı Kredi Yayınları · 202114,2bin okunma