“O andan sonra,kendimizi gezegenler arası bir uzayda ,ulaşılamayan yüzlerce gezegenin arasında tek birini, kendi gezegenimizi, aşina olduğumuz manzarasıyla, dostane evleriyle ve şefkatimizle tanıyabileceğimiz gezegenimizi ararken kaybolmuş gibi hissettik.”
( Küçük Prens’i anımsattı :))
Ya da o güne kadar içinde biriktirdiği, bastırdığı duyguların patlama zamanı mı gelmişti? Tabiatta da böyle değil midir hem? Boğucu sıcak bir günde gök birdenbire kararır;fırtına, kavrulmuş toprağa su ve ateş püskürtür. Zümrüt rengi dallar ,inci taneleri gibi yağmur damlalarıyla dolar;otlar, çimenler birbirine karışır,çiçeklerin narin başları yere eğilir.Fakat Ordinov, o anda kendine ne olduğunu izah edebilecek halde değildi.
Bir şeyi yapmak günah olabilir. Lakin düşünmek öyle değil. Zihni çalışmaktan kim alıkoyabilir? Özellikle bu kabahatinden dolayı kim kınayabilir? Oradan dışarı çıkamayan tasavvurlar ne şekilde ve ne mahiyette olursa olsun buna kanun bile müdahele edemiyor.
Bende her zaman yaşamı hakir görme illeti vardır. Meğerse o yiğitlik, gençliğim dolayısıyla ölümü kendimden pek uzak görmekten kaynaklanan aldatıcı bir cesaretmiş.
Kendi fikirleri var çocukların.
Çatı altına bedenlerini alırsınız,ruhlarını değil.
Ruhları yarının evinde kalır. O eve rüyalarınızda dahi giremezsiniz.