(Rüya) (27.05.2026) (Lilith ve 4 kız arkadaşı simsiyah bir arabanın içindeydi. Araba,ormanın derinliklerine kurulmuş devasa bir villanın önünde durmuştu. Görünürde bir ticaret yapılacaktı Ancak ticaret yalnızca süstü Asıl amaçları yüksek sosyeteye mensup bir adamı, bir başkanı ortadan kaldırmaktı.) (Lilith yanına arkadaşlarından birini aldı. Diğer ikisine) Lilith: Saatlerinizi sürekli kontrol edin 20 dakika içinde çıkmazsam ya esir alınmışımdır ya da ölmüşümdür Ne olursa olsun içerideki herkesi öldürün - Kadın ve çocuk hariç - kadın ve çocuk varsa öldürmeyin- Bu hususa özellikle dikkatli edin. Kızlar:Tamam güzellik (Lilith arkadaşlarını tek tek öptü. Ardından arabadan indi.) (Lilith ve yanındaki kadın ağır adımlarla villaya yürüdüler Kapıyı çaldılar Kapıyı doğrudan mafya lideri açtı Lilith’in güzelliğinin dillere destan olduğunu herkes bilir ama zehirlidir. Adam onun gerçekten kim olduğunu bilmiyordu. Mafya Lideri Uçkuruna düşkündü,göçmen kaçırıyor kadınları zorla hayat kadını olarak kullanıyordu. Adi bir adamdı ve yeni arayışların peşindeydi. bu yüzden kapıyı açtı. Derdinin yalnızca ticaret olmadığı bakışlarından belliydi.)
Edebiyat
"İNCİ" Evet, ben bu adamı seviyorum...
50. BÖLÜM DEVAMI... 'Gönder' tuşuna bastığımda parmak ucumdan tüm bedenime tazeleyici bir titreme yayıldı. Ruhumdan kopup onun kalbinin tam ortasına, ait olduğu tek yere konmuştu. Ve bende onun paylaşımını hikayemde heyecanla paylaştım. Ayakta öylece dururken, kapı zili çaldı. Kim olduğunu sormaya gerek bile duymadan, ruhum onun gelişini çoktan hissetmiş gibi koştum kapıya. Açtım. Karşımdaydı... Siyah pantolon, üzerine geçirdiği dümdüz beyaz gömlek... Yaka düğmesini serbest bırakmış, kollarını hafifçe yukarı katlamıştı. Ne bir abartı ne de bir gösteriş; sadece o ve nefes kesen sadeliği. Elinde kocaman çiçek buketleri ya da kocaman tüylü ayıcık yoktu. Sadece kendisiyle gelmişti; en büyük hediyem olduğunu biliyormuş gibi... Dudaklarının kenarına iliştirilmiş, içinde binlerce söz barındıran hafif, vaatkar tebessümle bana bakıyordu. “Hazır mısın?” diye sordu. “Nereye?” diyebildim, şaşkınlıkla. “Seni doğum gününe götürmeye geldim,” dedi. Gözleri, üzerimdeki elbiseyi, titreyen ellerimi ve yüzümün her bir yerini ağır ağır süzdü. Bakışının değdiği her nokta kor gibi yanmaya başladı. “Bakıyorum da hazırsın zaten. Ve... çok güzel olmuşsun.” "Teşekkür ederim," diyebildim, kalbimin gürültüsünü bastırmaya çalışarak. Vestiyerden çantamı kaptığım gibi, bana uzattığı eli sımsıkı tuttum. Tüm varlığımı, tüm umutlarımı onun avuçlarına bıraktım. Arabaya doğru yürürken fark ettim; o da en az benim kadar heyecanlıydı. Direksiyonu kavrayışındaki hafif gerginlik, bakışlarındaki tatlı telaş... Her haliyle "buradayım" diyordu. Evet... Ben bu adamı seviyordum. Beni fırtınaların ortasında bırakmayan, en ağır kahrımı sükûnetle omuzlayan, yaralarımı bakışlarıyla iyileştiren bu adamı, ruhumun her zerresiyle seviyordum. Yol boyunca sürekli. "Nereye gidiyoruz?" Diye sordum. Her defasında
1000Kitap
Reklam
Neler yaşanmış!
Refah Faciası çok fenaymış. Bener’in arkadaşları ölmüş. Torpido yemiş şilep. Kazan patlamış. Haşlanarak ölmüşler. Bir kısmını da köpek balığı yemiş. Çok subay ölmüş, çok azı kurtulmuş.
Ben Hodder
Türk kaynaklarında ismi Huder, Hoder, Hotder, Hodder, Hotder olarak pek çok farklı şekilde yazılan İngiliz vatandaşı Ben Hodder (1892-1949) savaştan önce MacAndrews ve Forbes şirketinin Söke'de bulunan meyankökü fabrikasında çalışıyordu. Ünlü İngiliz kaşif, yazar, arkeolog ve casus Gertrude Bell, Anadolu seyahati sırasında, 10 Nisan 1907 tarihinde günlüğüne Söke'de Ben Hodder'i de ziyaret ettiği notunu düşer. Bu durumda, Hodder'in çok da uradan bir çalışan olmadığını düşünebiliriz. Birinci Dünya Savaşı sırasında Limni'de konuşlanan bir İngiliz torpido botunun kaptanlığını yapmış ve Anadolu sahillerine baskınlar düzenlemişti. Türkçe, Yunanca Fransızca ve Almanca bilen Hodder savaş boyunca İngiliz İstihbaratı için faaliyetlerini sürdürmüştü. Miralay Sayfa 229-231
Putlar Yıkılırken şimdi bitirdiğim kitapta 390. Sayfada dipnot olarak 12 Aralık 1941 'de Romanya'nın Köstence Limanı'ndan 790 Yahudi ve 1O mürettebatla yola çıkıp İstanbul’da 79 gün bekletilen, Şile açıklarında Alman U-Boat'u tarafından vurulan gemi. Sadece iki kişi kurtuldu. diye geçiyor ama ben bu olayı Zülfü Livaneli’nin Serenad kitabında Sovyet denizaltısı tarafından torpido ile vurulduğunu okumuştum.
Arabanın torpidosu ve bagajını bile daima toplarım..!
1000Kitap
Reklam
Reklam