Puan vermedi·428 syf.··
2026 15. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 06:40
"Psixiatr" romanı ilə şöhrət qazanan Wulf Dorn, "Şizofren" romanı ilə oxucunu yenidən insan psixologiyasının ən qaranlıq, ən dözülməz nöqtələrinə aparır. Kitab elə ilk sətirlərindən diqqəti cəlb edir: 1985-ci ilin buzlu, qarlı bir qış gecəsində baş verən dəhşətli qəza ilə oxucunu öz təsirinə salır. Müəllif bizə tək bir sual verir: Keçmiş, həqiqətən, keçmişdə qalırmı? Baş obraz uşaqlıq travmaları, itkilər və peşəvi uğursuzluqlar ilə üzləşən psixiatr Yan Forstnerdir. Yan illər sonra hər şeyin başladığı Fahlenberqə və oradakı Meşə Klinikasına geri dönür. Amma bu geri dönüş köhnə xatirələri yenidən canlandırır. Yan klinika divarları arasında və şəhərin soyuq küçələrində gəzərkən, öz keçmişinin xəyalları ilə üz-üzə gəlir. Tam hər şeyin qaydasına düşdüyünü düşündüyü an isə, qarşısına çıxan sirli intihar və qorxulu hadisələr zənciri onu bir labirintə sürükləyir. Wulf Dorn soyuğu, qorxulu qış fəslini, maşın şüşəsindəki örümçək toru kimi çatları və sükutun gətirdiyi dəhşəti elə təsvir edir ki, oxuyarkən o donmuş bədənləri, qanın qoxusunu və sümüklərə işləyən şaxtanı öz bədənimizdə də hiss edirik... Nə qədər zaman keçdiyi önəmli deyil... Nə qədər dəyişdiyin önəmli deyil... Sən duyğularını ifadə etmədikcə, özünlə üzləşmədikcə daima ağrı çəkəcəksən. Kitabı mən çox bəyəndim, mütləq oxuyun
ŞizofrenikWulf Dorn · Yay Nəşriyyat · 06,9bin okunma
Puan vermedi·352 syf.··
2026 59. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 08:15
İmkânsızın Şarkısı benim için olayların peşinden sürüklendiğim bir kitap olmadı. Hatta dürüst olmak gerekirse, kitabı “acaba sonra ne olacak?” diye değil, karakterleri izlemek için okudum. Murakami’nin en sevdiğim yanı da bu zaten. Bir karakterin ne dinlediğini, ne okuduğunu, odasında ne olduğunu, hatta bazen nasıl oturduğunu bile anlatıyor. Bazı okurlar için gereksiz olabilecek bu detaylar benim zihnimde kocaman bir dünya kuruyor. O dünya kurulunca da karakterler sadece isim olmaktan çıkıyor, gerçek insanlara dönüşüyor. Bu kitapta da aynen öyle oldu. Toru’yla kilometrelerce yürüdüm ama itiraf etmeliyim ki kendisiyle çok da anlaşamadık Sürekli geçmişte yaşayan, her şeyi fazla düşünen, kendini mutsuz edeceğini bile bile o duyguların içinde kalan insanlara karşı sabrım pek yok Bir noktada “Tamam kardeşim, anladık üzgünsün ama biraz da yaşa artık.” deme isteği uyandırdı bende. Naoko’ya üzülmemek elde değil ama daha ilk sayfalardan onun hikayesinin çok zor bir yere gideceğini hissettim. Onunla ilgili hissettiğim şey sevgi değil, daha çok endişeydi. Sanki yanında otursam sürekli yanlış bir şey söylemekten korkacaktım. Camdan yapılmış gibi hissettirdi bana. Reiko’yu merak ederek okudum ama ona da çok yaklaşamadım. Hikayesini ilgiyle dinledim ama duygusal olarak yanına oturamadım diyebilirim. Sonra Midori geldi. Ve kitap benim için başka bir yere geçti. Midori bana göre romanın en gerçek karakteriydi. Çılgın, komik, dürüst, bazen saçma, bazen kırılgan… Ama hepsinden önemlisi yaşayan bir karakterdi. Ailesini kaybetmiş, yalnız kalmış ama yine de hayata küsmemişti. Onun içinde sürekli bir sevgi açlığı vardı ama bunu acındırarak değil, yaşamaya devam ederek gösteriyordu. Belki de bu yüzden kitap boyunca en çok ona bağlandım Karakterlerin derinliği, müzikler, kitaplar
İmkansızın ŞarkısıHaruki Murakami · Doğan Kitap · 201514bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
6/10
·744 syf.··
2026 20. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 13:20
Murakami en sevdiğim yazarlar arasında ilk üçtedir, kitapları bana hep okuma zevki de verir; sırf karakterin kendisine kahve demleyişini, makarna suyu kaynatırken hangi klasik veya caz eserini tercih edeceğini, genelde Cutty Sark ve "on the rocks" tercih edilen içkileri, sigara içilmişse Seven Stars olmasını, Beatles plaklarını ve daha nice "Murakami ögeleri"ni özleyip bile Murakami okuyasımın geldiği dönemler olur. Normalde bir yazarın eserlerinde hep ortak küme barındırması sıkıcı gelebilir -ögeler dahilinde konuşuyorum- ama bu Murakami'de böyle olmuyor benim için. Lakin bu kitapta net bir okuma zevki alamadım, tempo bazen çok yüksekken bazen de aşırı yavaşladı benim için. Niye böyle oldu bilmiyorum. Sürrealist ve büyülü gerçekçilikte yazmayı seven bir yazarımız olan Murakami bu kitabında maalesef beni çok çekemedi o dünyasına. Bu kitapta da yine diğer kitaplarında olduğu gibi ağır bir gizem havası hakim lakin ya haddinden fazla gizem mevcuttu ya da metaforları anlayabilecek kapasiteye ben sahip değildim. Baş karakterimiz Toru Okada, otuzlu yaşlarının başında işsiz bir adam. Eşi Kumiko ile "Noboru Vataya" adını verdikleri kedileri esrarengiz bir şekilde ortadan kayboluyor ve olaylar zinciri böyle başlıyor. Haddinden fazla yan karakter olduğunu düşünüyorum bu kitapta, kimi okuyucular için takibi zor kılabilir. Bir yandan da yer alsa da olur, olmasa da olur diye düşünüyorum birkaçı için. Örneğin May Kasahara neyi temsilen vardı? Düşündüğümde aklıma en yatanı "ölüm" ile ilgili düşünceleri hatırlatabilmek için var olması geliyor, motor kazası olayı ve Zemberekkuşu'nu (namıdiğer Toru Okada) kuyuya kapatarak ölüm korkusuyla yüzleştirmeye çalıştığı anları düşünerek bu kanıya varıyorum. Teğmen Mamiya neden vardı ona dair hiç fikrim yok. Sağ yanaktaki bebek yumruğuna
Zemberekkuşu'nun GüncesiHaruki Murakami · Doğan Kitap · 20182,947 okunma
Dünyanın Yozlaşmış Gücüyle Hesaplaşması
10/10
·744 syf.·
2026 2251. kitabı
Bu kitap; post-modern edebiyatın, gerçeküstücülüğün (büyülü gerçekçilik) ve psikolojik derinliğin zirve noktalarından biridir. Kitaba adını veren "Zemberekkuşu", mahalledeki ağaçların arasında saklanan ve sıradan insanların göremediği hayali bir kuştur. Sesi, bir saatin zembereğinin kurulma sesine (gırr-gırr) benzer. Toru'ya göre bu kuş, sıradan insanların duymadığı bir periyotta öterek "dünyanın zembereğini kurar" ve hayatın akışını başlatır. Ne zaman bir felaket ya da kırılma yaşanacak olsa, bu kuşun sesi arka planda duyulur; o, kaderin görünmez mekanizmasının sembolüdür. Dili hipnotiktir; rüya ile gerçek, somut ile soyut iç içe geçiyor. Bazen çözemedim, başa alıp geri dönüşler yaşadığımı söyleyebilirim. 744 sayfalık bu dev eser, doğrusal bir çizgide ilerlemiyor . Günlükler, mektuplar, savaş anıları, gazete kupürleri ve rüya seanslarıyla örülmüş çok katmanlı bir yapısı vardı. Bazı yan hikayeler ve semboller ucu açık bırakıldı. Murakami okuyucuya hazır cevaplar sunmuyor maalesef ki; labirentin içine bırakır ve cevabı okuyucunun kendi sezgileriyle bulmasını ister tarzda beyni zorlayan bir anlatıma sahip. (Okuyacak olanlara olumsuz bir şey yansıtmak istemem ama 'bitmek bilmedi' dediğim anlar çok oldu, çaktırmayın ;)
Zemberekkuşu'nun GüncesiHaruki Murakami · Doğan Kitap · 20182,947 okunma
Puan vermedi·374 syf.··
2026 18. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 18 Mayıs 2026 00:53
#okudumbitti - İmkansızın Şarkısı Haruki Murakami 1960'ların sonunda Tokyo da geçen kayıp,keder ve cinselliğin iç içe geçtiği hem dokunaklı hem de hem de insanın yaş alırken yaşadığı deneyimlerin sarsıcı bir portresi. Ana karakter Toru Watanabe'nin yıllar sonra bir uçak yolculuğunda duyduğu Beatles'in Norwegian Wood(İmkansızın şarkısı) adlı parçasıyla başlayan geri dönüş, lisedeki en yakın arkadaşı Kizuki'yi bir intihar sonucu kaybetmesiyle hayatında büyük bir boşluk yaratır. Bu trajedi bir yandan Watanabe ve Kizuki'nin kız arkadaşı Naoko'nun hayatında derin bir yaranın açılmasına sebep olurken bir yandan da yakınlaşmasına neden olur. Tokyo da üniversiteye başladıkları zaman da yaşanan bu sarsıcı olaydan sonra birbirlerine tutunmaya çalışırlar. Naoko'nun yaşadığı travma üstüne bir kabus gibi çöker ve onun içinden çıkamayacağı bir depresyon ve çıkmaza sokar. Üniversite de tanıdığı hayat dolu,neşeli bir başka kız olan Midori ile tanışmaları Watanabeyi bir aşk üçgenine doğru götürüyor. Hani ergenlikten gençliğe geçiş sürecinde insanın yaşadığı duygusal durumlar ve biyolojik gelişme, birçok ruhsal duruma etki eder ve tamda o geçiş döneminde acı bir kayıp olursa insanın içinden çıkamayacağı bir depresyon ve çıkmaza olur ya tam da onu anlatan hem duygusal hem sarsıcı bir hikaye. Haruki Murakami bu durumu şu sözlerle ifade eder: "Bizler yaşarken aynı zamanda ölümü de besleriz. Fakat bu, öğrenebileceğimiz gerçeklerin sadece bir kısmıdır. Naoko'nun ölümü bana şunu öğretti: Hangi gerçeğe ulaşırsan ulaş, hiçbir şey kaybedilen bir sevgilinin açtığı acıyı hafifletemez. Hangi doğruluk, hangi dürüstlük, hangi güç, hangi şefkat olursa olsun, o acıyı dindiremez. Bizim tek yapabileceğimiz şey, o acıyı sonuna kadar çekip ondan bir şeyler öğrenmeye çalışmaktır. Fakat öğreneceğimiz bu şey de, gelecekte
İmkansızın ŞarkısıHaruki Murakami · Doğan Kitap · 202514bin okunma
Hayatımın ortalama şarkısı
6/10
·352 syf.··
2026 25. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 14 Mayıs 2026 23:24
İmkansızın Şarkısı benim için büyük beklentiyle başladığım ama tam olarak bağ kuramadığım bir kitap oldu. Okuma hızım da bu yüzden oldukça düştü ve bir süre sonra ittire kaktıra okumam gerekti. Atmosfer yaratımı ve duygusal yoğunluğu güçlü olsa da hikâye yer yer fazla durağan ve uzatılmış olarak ilerliyor . Özellikle karakterlerin sürekli aynı duygusal döngüler içinde kalması bir noktadan sonra yorucu hissettirdi ve bağ kurmayı zorlaştırdı. Murakami’nin dili akıcı ve bazı sahneler gerçekten etkileyici. Naoko’nun kırılganlığı ve Midori’nin enerjisi arasındaki zıtlıkları görmek yaşam ve ölüm arasındaki o seçimin yapılması duygusunu çok net vermiş. Toru karakteri burda Araf kavramını temsil etsede bana fazla pasif geldiğini söyleyebilirim.olayların duygusal ağırlığını her zaman hissedemedim. Kitap boyunca hikâye ilerlemek yerine aynı melankolik hissin etrafında dönüyormuş gibi geldi. Sonlara doğru hızlansada ilk 300 sayfada gerçekten bir rutin üzerinde gündelik sohbet gibi hissettim. Unutmamak için yazdığını belirten toru gerçekten hiçbir detayı unutmamış utanmasa nefes alıp verdim falan yazacakmış. Ayrıca Toru’nun cinselliğinin işlenme biçimini çok sevdiğimi söylemeyeceğim yer yer gerçekten şu an bu olay ne alaka derken buldum kendimi. Romanı genel olarak günlük bir anlatı gibi tasarlamış olduğunu hissettim yazarın. İlk bölümdeki çarpıcılığı, metnin hiçbir yerinde bir daha hissedemedim maalesef. Konusuna bayılıp gidişattını hiç sevemedim. Herkesin bağ kurup sevebileceği bir kitap olduğunu da düşünmüyorum. Herşeye rağmen Kitabın finalini beğendiğimi söyleyebilirim. Metaforik olarak Toru’nun yaşamayı seçmesinin sembolü olarak Midori’yi aramasını görüyoruz, benim için yeterli bir final oldu. Kıssadan hisse güzel konu ama ortalama yazım. Çok akıcı ama günlük bir dil.
İmkansızın ŞarkısıHaruki Murakami · Doğan Kitap · 201514bin okunma