12 Mart günü saat 13.00’da radyoda Türk Silahlı Birlikleri’nin parlamentoyu ve hükümeti hedef alan üç maddelik bildirisi okundu. Bildiride hem parlamento hem hükümet, ülkeyi “anarşi, kardeş kavgası, sosyal ve ekonomik huzursuzluk” içine sokmakla suçlanıyor, Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceğinin ağır bir tehlike içine düşürüldüğü söyleniyordu. TSK’nın talebi, “mevcut anarşik durumu giderecek, anayasanın öngördüğü reformları Atatürkçü bir görüşle ele alacak ve inkılap kanunlarını uygulayacak kuvvetli ve inandırıcı bir hükümetin demokratik kurallar içinde” kurulmasıydı. Bu olmadığı takdirde ise TSK “idareyi doğrudan doğruya üzerine almaya kararlı” olduğunu bildiriyordu.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Gülen Cemaati, örgütlü oldukları polis ve yargı teşkilatındaki güçlerini TSK içindeki önlerine çıkan engelleri yok etmekte kullandı. AKP iktidarıyla kurulan ortaklığın sağladığı siyasal destekle, TSK içinde ‘darbecileri’ yargılama kılıfı altında çeşitli ‘örgüt davaları’ açıldı. Ergenekon ile başlayan hukuksuzluk zinciri; 2010 sonrasında Balyoz, Askeri Casusluk, Poyrazköy gibi davalarla devam etti. Bu kumpas davasıyla TSK içerisinden Gülen Cemaati mensubu olmayan çok sayıda subay tasfiye edildi.Tutuklanmaktan kurtulanların terfileri bile çeşitli haysiyet cellatlıklarıyla engellendi. Kumpas davaları sırasında üç yıllık YAŞ toplantılarında sırayla 12, 37 ve 12 olmak üzere toplam 61 general ve amiral emekli edildi. Yüzlerce subayın terfi etmesi engellendi. O dönemde başbakan olan Erdoğan, kendisini bu davaların savcısı olarak ilan etmişti. AKP Hükümeti de siyasal onay makamı olarak bir yandan hukuksuzluklara suç ortaklığı yaparken, öte yandan kumpasların faillerine yönelik eleştiri ve suçlamalara karşı da kendini siper etmişti.
Gülen Cemaati, söz konusu kumpas davalarıyla TSK’deki terfi listesi ve sırasını menfaatleri ve amaçları doğrultusunda şekillendirerek kendi mensuplarının önünü açmış oldu. Yüzlerce subay sistemden dışlanırken eksik rekabet koşulları içinde terfi eden diğer kurmay albayların büyük bölümünün darbe girişimine karışmış olması, bu kurmaca davalardan nasıl yararlanıldığını ortaya koydu. Bu davalar karara bağlandığında ordunun atama ve terfi sıraları baştan aşağıya değişmişti.
Aynı ABD, Bitlis suikastının kısa bir süre öncesinde NATO tatbikatı esnasında güya kaza ile Muavenet gemimizi vurmuş ve 5 askerimizi katledip, 20 askerimizi yaralamıştı. Bunun gibi yaşanan pek çok olay TSK içindeki Amerikan düşmanlığını tetiklemeye başladı. Bunu gören Pentagon daha 80'li yılların ortalarında Fetullah Gülen'e, "Müritlerini TSK'ya sızdır, orayı ele geçir," emrini verdi. TSK 1990'larda da kurumsal olarak ABD karşıtı değildi fakat Türk ordusu içinde ona karşı dip dalgası oluştu.
Türkiye'de 28 Şubat sürecinde toplum içinde hayırlı çalış malarıyla kendine yer açmaya çabalayan mütedeyyin kesim ve onlara ait sivil toplum örgütleri ciddi baskılara, kovuşturma ve kapatılmalara maruz kalmış hatta birçok gönüllüsü haksız yere yargılanmış, tutuklanmıştır. Bu elim süreçte birçok vakıf ve dernek kapatılmış, mal varlıklarına el konulmuştur. Binlerce kamu görevlisi fişlenmiş ve bir gecede çalıştıkları kurumlardan başka yerlere sürülmüştür. Başörtülü kadın çalışanlar hiçbir sorgulamaya tabi tutulmadan işlerinden atılmış, çalışma ve sosyal güvence haklarından mahrum bırakılmıştır. Sekiz yıllık kesintisiz eğitim bahanesiyle imam-hatip liselerinin orta kısımları kapatılmış, imam-hatiplerle birlikte meslek liselerine uygulanan katsayı adaletsizliği sebebiyle bu liselerden mezun öğrencilerin üniversiteye girişlerine engel olunmuştur. 28 Şubat sürecinde darbeciler ve yandaşları inanan insanların üzerine adeta karabasan gibi çökmüştür.
28 Şubat sürecinin ne yazık ki bilançosu milletimize çok ağır olmuştur. Adalet geç tecelli etse de bu süreci 1000 yıl olarak hazırlayan ve yönetenler hakkında yargı yolu açılmış ve Çevik Bir, Çetin Doğan gibi isimler sanık sandalyesine oturtulmuştur.
"28 Şubat sürecinde Genelkurmay karargâhında irtica brifingine 400 yüksek yargı organları üyesi hâkim ve savcı katılmıştır. 1990-2011 yılları arasında irtica suçlamaları ile TSK'dan 1635 personel atılmıştır.
1997-2001 yılları arasında ise;
- İrticai faaliyette bulunduğu gerekçesiyle 21 vakıf kapatılmıştır.
- Yaklaşık 11.000 öğretmen istifa ettirilmiş ve 3.527 öğretmenin görevine son verilmiştir.
- Kılık-kıyafet ve başörtüsü nedeniyle on binlerce öğrenci üniversitelerden atılmıştır.
- Kılık-kıyafet ve fişlemeler nedeniyle 11.890 öğretmen disiplin cezası almıştır.
- Kılık-kıyafet ve
Ekim 2025 de yaklaşık iki yüz PKK'lının serbest kaldığı tahmin ediliyor. Peki hangi PKK'lılar serbest bırakıldı?
Azime İşik. 14 Mayıs'ta tahliye edildi (Veryansın TV. 2025, Mayıs 14).
Azılı bir terörist. 1999 yılının 13 Mart'ında İstanbul Kadıköy'deki Mavi Çarşı olarak bilinen mağazaya molotof kokteylleriyle saldırı yapılırken gözetleme yapan kişi.
Saldırıyı dört terörist gerçekleştirmişti. Mağazaya giren üç terörist etrafa bir anda molotof kokteylleri attı. Biri parfüm reyonuna gelince bir anda her taraf alev almaya başladı. Mağazada bulunanlar yangından ve dumandan kaçmak için binanın son katı olan altıncı kata kaçtı. Yan binanın terasından merdiven uzatılarak üç kişi kurtarılırken bazı vatandaşları da itfaiye kurtardı, ancak dumandan zehirlenen on bir kişi hayatını kaybetti. Görevliler yangını söndürdükten sonra yangın içinde kaldığı tespit edilen iki kişinin de cesedine ulaşıldı. Saldırıda on üç kişi hayatını kaybetti. İşte bu saldırıda görev yapan Azime Işık, yirmi altı yıllık cezaevi sürecinin ardından sessizce serbest bırakıldı. Mavi Çarşı saldırısı sonrası gazeteler “Katliam”, “Kana Doymuyorlar”,“Terörle Yanan Hayatlar”, “Kadıköy'ün Hafizasını Silemeyeceksiniz” manşetleri atarlarken bu saldırı yapan teröristlerden Azime Işık serbest bırakıldığında “Barış Geliyor”** manşetleri attı.
* * *
Serbest bırakılanlardan biri de Neşet Güven'di. 1994 yılında PKK eylemlerine katılan azılı terörist yakalanıp tutuklanmıştı. Otuz bir yıl sonra 21 Mayıs 2025 tarihinde tahliye edildi (Nupel TV. 2025, Mayıs 22).
* * *
Yakup Akkan...
Birinci açılım süreci sonrası yaşanan Hendek çatışmalarında görev alan Yakup Akkan, Diyarbakır Silvan'da güvenlik güçlerinin geçiş güzergahına bombalı düzenek kurdu. Tarih 15