İnsanlar bedenlerini süslemek için servet harcarlar, akıllarını süslemek içinse hiç çaba göstermezler. Bu yüzden çoğu dışarıdan parlak, içeriden çürüktür.
Kuantum mekaniğinde atomaltı parçacıkları gözlemlediğimizde davranışları değişir; insanları gözlemlediğimizde de aynısı olur.
Gözlem araçları ne kadar güçlü olursa, potansiyel etki de o kadar büyür .
İnsanların insanlar tarafından izlendiği bir dünyada mahremiyet kendiliğinden korunuyordu. Fakat bilgisayarların insanları izlediği bir dünyada, kişisel mahremiyet tarihte ilk kez tamamen ortadan kalkabilir.
Üzerinde hiç düşünmediğimiz, doğal olarak ve kolayca yerine getirdiğimiz "okuma" işlevi aslında beynin olağanüstü başarılarından biridir. Okuma gözlerin yazılı kelimeleri algılamasıyla başlar. Yukarıdaki satırları okurken gözleriniz sayfayı soldan sağa "spazmodik hareket" adını verdiğimiz ve saniyede dört beş defa tekrarlanan çok kısa süreli duraksamalarla taradı. Spazmodik hareketin nedeni, gözün retina adını verdiğimiz ve görmemizi sağlayan kısmının sadece merkezinin küçük yazıları görebilecek çözünürlüğü algılayabilecek hücre yapsına ve hücre sayısına sahip olmasıdır. Böyle bir yapının sonucu olarak sadece görme alnımızın merkezine düşen kelimeleri net bir şekilde görürüz. Gözümüz bir bakışta sadece bir veya iki kelimeyi net algılayabilir (Ortadaki kelimeye odaklanarak aynı satırın başındaki veya sonundaki kelimeleri görmeye çalışın. Görmenize rağmen onları okuyamadığınızı fark edeceksiniz). Spazmodik hareketle yazılı her bir kelimeyi netlik alanının merkezine getiririz. Kelimelerden yansıyan fotonlar retinaya ulaştığında beyaz kağıt ve üzerindeki siyah harflere ait bilgi retinadaki nöronlar tarafından tüm şekli ile değil, sayısız parçalara ayrılmış bilgi olarak algılanır ve beynin görme merkezine ulaştırılır. Görme merkezimiz bu bilgileri tekrar bir araya getirir. Bu safhada bir yandan beynimiz harfleri sese dönüştürürken (fonolojik yol) diğer yandan okunan kelimenin ne olduğunu, dağarcığımızdaki sözlüğe başvurarak belirler (leksikal yol). Sonuçta harfler hem belli bir sesi hem de belli bir anlamı olan kelimeler olarak algılanır.
İnsanlar gözetlenmeye alışıktır. Milyonlarca yıldır hem diğer hayvanlar hem de diğer insanlar tarafından izleniyor ve takip ediliyoruz. Aile üyelerimiz, arkadaşlarımız ve komşularımız ne yaptığımızı, ne hissettiğimizi bilmek istiyor her zaman; biz de onların bizi nasil gördüklerini ve hakkımızda ne bildiklerini daima çok önemsiyoruz. Toplumsal hiyerarşiler, politik manevralar ve romantik ilişkilerde diğer insanların ne hissettiğini ve ne düşündüğünü anlamak, bazen de kendi duygu ve düşüncelerimizi gizlemek için bitmek tükenmek bilmeyen büyük bir çaba harcıyoruz.
Siyaset, gerçeklik ve düzen arasındaki hassas bir dengedir. Bilgisayarlar bilgi ağımızın önemli üyelerine dönüştükçe, gerçeği keşfetme ve düzen sağlama görevleri de giderek artiyor. Mesela iklim degişikliğiyle ilgili gerçekleri öğrenme çabası günbegün sadece bilgisayarların yapabileceği hesaplamalara, iklim değişikliğiyle ilgili toplumsal uzlaşıya varma çabasıysa her geçen gün, haber akışlarımızı düzenleyen algoritmalara ve yalan, sahte haberler ve kurgular yazan yaratıcı algoritmalara bağlı kılınıyor. Şu anda iklim degişikliği konusunda politik bir çıkmazdayız, çünkü bir noktada bilgisayarlar da çıkmazda. Bazı bilgisayarların hesaplamaları bizi yakın gelecekte yaşayacağımız bir ekolojik felakete karşı uyarıyor, bazılarıysa bizi bu uyarılara şüpheyle yaklaşan videoları izlemeye sevk ediyor. Hangi bilgisayarlara inanmalıyız? İnsanlann siyaseti artık aynı zamanda bilgisayarların da siyasetidir.