İnsanlar bedenlerini süslemek için servet harcarlar, akıllarını süslemek içinse hiç çaba göstermezler. Bu yüzden çoğu dışarıdan parlak, içeriden çürüktür.
Sıradan insan, hayat ne kadar çetin gelse de, en azından fazla düşünmeyerek mutlu olabilir.
Hayatı kendi dışında bir şey olarak, kediler köpekler gibi gelişine göre yaşamak – sıradan insanlar böyle yapar ve hiç olmazsa kedilerle köpekler kadar memnun kalacağından emin olmak isteyenler, hayatı işte böyle yaşamalı. Düşünmek, yıkmak anlamına gelir. Düşünce süreci içinde, düşüncenin kendisi bizzat bu işi üstlenir, çünkü düşünmek, düşünülen şeyi parçalara bölmekle olur.
İnsanlar hayatın sırrı hakkında düşünmeyi bilseler, her adımda, her eylemde binlerce karışıklığın pusuya yatmış, ruhu gözetlediğini hissedebilseler – asla hareket etmez, yaşamaya bile cesaret edemezlerdi. Onun yerine ertesi gün giyotine gitmemek için intihar edenler gibi, korkudan birbirlerini öldürürlerdi.
Canlı olmaktan duyduğum tiksinti öyle büyük, dehşet öyle kudretlidir ki, ne sakinleştiriciler, ne panzehirler, ne merhemler, ne de unutuşlar kâr eder. Uyumaktan bütün varlığımla iğrenirim. Ölmekten bütün varlığımla iğrenirim. İlerlemek ve durmak iki aynı, iki imkânsız şey. Umudun, inançsızlıktan farkı yok, ikisinin de hamuru soğuk ve külle yoğrulmuş. Boş şişelerle dolu bir rafım ben.
Osmanlı Devleti'nin belirli dönemlerinde adından sıkça söz ettirmiş olan Bayrami Melamiliğinin kökenleri, 8. yüzyılın sonların da Horasan'da ortaya çıkan, 9. yüzyıldan itibaren Nişabur merkez olmak üzere Merv, Herat ve Belh gibi şehirlerdeki esnaf zümreleri ve 10. yüzyılda Buhara, Semerkand, Fergana gibi bölge ve şehirlerde faaliyet gösteren Melameti Türk dervişleri vasıtasıyla da Türkler arasında yayılan tasavvuf akımına dayanır. Aşırı zühd anlayışına muhalif bir yapıya sahip olan ve halk içinde Hak ile beraber olmayı amaçlayan ve Melametilik adı verilen' bu ekolün en fazla tanınan ismi Hamdun el-Kassar'dır. İlk devre Melamilerinin kurucusu olarak kabul edilen Hamdun el-Kassar, "Bir kimse nefsinin Firavn'ın nefsinden daha hayırlı olduğunu zannederse, kibir ve gurur göstermiş olur" demek suretiyle Melametilik te nefse önem verilmemesinin ve nefsin aşağılanmasının amaçlandığını vurgulamıştır; bu ana tema, Osmanlı döneminde Hamideddin Aksarayi ve halifesi Hacı Bayram Veli vasıtasıyla "İkinci Devre Melamiliği" veya
"Bayrami Melamiliği" adı verilen melamet anlayışında Bıçakçı Ömer Dede ile varlığını sürdürmüştür.
Melami kaynaklarında Bayrami Melamiliğinin kurucusu olarak Emir Sıkkini lakabıyla anılan Bıçakçı Emir Dede kabul edilir. Hacı Bayram Veli'nin halifesi olan ve şeyhin ölümünden sonra posta oturan diğer halifesi Akşemseddin ile aralarında geçtiği rivayet edilen bir münakaşa neticesinde tasavvuf yolunda hırka ve tacı reddederek zühdi tasavvuftan farklı, kuvvetli cezbeye daha fazla önem veren bir anlayışı tercih eden Bıçakçı Dede, bu şekilde davranıp geleneksel tarikat ritüellerini terk etmek suretiyle vahdet-i vücud anlayışını benimsemiştir. Onun temsil ettiği tasavvuf anlayışı 1475'te ölümünden sonra, bilinen tek halifesi Mustafa Bünyamin Ayaşi tarafından