deniz taşkın

deniz taşkın
@tskdnz
İnsanlar bedenlerini süslemek için servet harcarlar, akıllarını süslemek içinse hiç çaba göstermezler. Bu yüzden çoğu dışarıdan parlak, içeriden çürüktür.
Kaynaklarda Hacı Bayram Veli'nin gerçek halifesinin kim olduğu konusunda yaşandığı rivayet edilen tartışmalara yer verilmektedir. Bu konu ile ilgili olarak, Hüseyin Enisi tarafından Akşemseddin'e dair yazılmış me­nakıbnamede ve daha sonraki dönemde yazılmış bazı kaynaklarda Hacı Bayram Veli'nin birinci halifesinin Akşemseddin olduğu kesin bir şekilde ifade edilirken; Melami kaynaklarında Akşemseddin'in birinci halife oldu­ğu kabul edilmekle beraber, gerçek halifenin Ömer Dede olduğunu ispata ve Hacı Bayram Veli'nin hayatta iken bu yönde bazı işaretler verdiğine yö­nelik pek çok menkıbeye yer verilir. Bu konuyla bağlantılı olarak, cezbeci ve vahdet-i vücutçu bir anlayışı benimsemiş olan Ömer Dede ile şeriata sıkı sıkıya bağlı klasik zühdi tasavvuf anlayışına mensup Akşemseddin arasında geçtiği rivayet edilen iki menkıbe bilhassa vurgulanmaktadır. Bu iki men­kıbe bir anlamda, aynı tarikata mensup farklı iki tasavvuf anlayışının ayrılı­şının temelini de oluşturur. Bunlardan ilki, Mahmud b. Süleyman el-Kefevi'nin Ketaib'inde ge­çen ve Hacı Bayram Veli'nin ölmeden kısa bir süre önce müritlerini yanına toplayarak, kendisinden sonra irşad makamına kimi tayin edeceği ve halife olarak kimi göstereceği konusunda ortaya koyduğu tavrı vurguladığına inanı­lan menkıbedir. Menkıbede anlatıldığına göre, Hacı Bayram Veli'nin ölümü yaklaşınca, kimi halife tayin edeceğini öğrenmek isteyen müritleri şeyhin et­rafında toplanırlar. Bu sırada Emir Sikkini de odanın kapısının yanında ayak­ta durmaktadır. Hacı Bayram Veli bir ara gözlerini açıp, "emir, su getir" diye seslenir. Müritlerin hemen hepsi seyyidlerden oldukları için herhangi biri giderek suyu getirir. Ancak Hacı Bayram Veli getirilen bu suyu içmeyerek önündeki meyve tabağına döker ve su getirilmesi emrini yineler. Bu kez diğer bir
Sayfa 114·Kitabı okudu
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Emir Sikkini'nin doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Kay­naklarda kendisinin Seyyid olduğu ve buna binaen "emir" unvanıyla anıl­ dığı ifade edilir. Bıçakçılık mesleğini benimsediği için, bıçakçı anlamına gelen "Sikkini" unvanıyla da tanınmıştır. Ancak Hamzavi geleneğinde, onun "Sikkini" unvanıyla anılması konusunda farklı bir inanış mevcut­tur. Bu geleneğe göre, Hacı Bayram Veli'nin, Sultan Il. Murad'a, gerçekte kaç müridi bulunduğunu bildirmek amacıyla, müritlerini güya kurban etmek için topladığı ve bu toplantı esnasında hiç çekinmeden sadece bir erkek ve bir kadının Hacı Bayram'a tam teslimiyet ile bıçağın altına boy­nunu uzatmayı kabul ettiğine dair anlatılan meşhur menkıbesinde sözü edilen şahıs Ömer Dede'den başkası değildir. Kendisine bu teslimiyetin­ den dolayı "Sikkini/Bıçakçı" denilmiştir. Onun hakkında kullanılan birdiğer lakab olan "Dede" ise, Vassafa göre tarikattaki kıdem ve liyakatın­dan mütevelliddir.
Sayfa 113·Kitabı okudu
Osmanlı erken döneminin önde gelen şeyhlerinden Hacı Bayram Veli'nin kurduğu Bayramiye, Anadolu'da kurulan ilk Türk tarikatı olmasının yanı sıra, gerek kurucu şeyhin yaşadığı dönemde, gerek­se kolları vasıtasıyla sonraki dönemlerde Osmanlı mistik hayatına damga vurmuştur. Tarikat, Hacı Bayram Veli'den itibaren Osmanlı Anadolu'sun­ da bilhassa orta sınıfı temsil eden çiftçi ve köylü tabakaları üzerinde geniş bir nüfuz alanı bulmuş olup, daha başından itibaren itibaren ana hatlarıyla kuru zühde dayanan, cehennem korkusu ve cennet umudu ile nafile iba­detlere önem veren tasavvuf geleneğine bir tepki hüviyetiyle ortaya çıkmış; daha ziyade ilahi cezbe ve aşka dayalı ileri bir vahdet-i vücud neşvesine sa­hip bir yapıya bürünmüştür. Hacı Bayram Veli, yaşadığı dönemde Ankara ve diğer Anadolu şe­hirlerinde güçlü bir nüfuza sahip olmuş, Akşemseddin, Emir Sikkini, Ya­zıcızade Muhammed, Yazıcızade Ahmed-i Bican gibi müritleri vasıtasıyla Bayrami düşüncesinin yayılmasını ve geniş bir alanda nüfuz kazanmasını sağlamıştır. Onun dönemin padişahlarından Il. Murad ile, her ne kadar so­runlu bir şekilde başlasa da, daha sonraki yıllarda kurduğu yakınlık, ilerle­yen süreçte halifeleri tarafından da sürdürülmüş, bilhassa Akşemseddin'in İstanbul'un fethi sırasında Fatih Sultan Mehmed'in önde gelen destekçile­rinden birisi olması tarikabn daha da popüler olmasını sağlamıştır. Hacı Bayram Veli'nin vefatından sonra önde gelen iki halifesi, Ak­şemseddin ve Bıçakçı Ömer Dede adıyla daha yaygın olarak bilinen Emir Sikkini meşrep konusunda fikir ayrılığına düşmüşler ve tarikat, Şemsiye-i Bayramiye ve Melamiye-i Bayramiye olmak üzere iki kol üzerinden varlığını sürdürmüştür. Bu iki koldan Şemsiye-i Melamiye, Akşemseddin tarafından kurulmuş olup, ilahi aşk ve cezbeden ziyade zühd ve takvayı ön
Sayfa 111·Kitabı okudu
Hepimiz hırsla bir şeylerin peşinden koşarız, ama ya hırsımızı gideremeyip yoksullaşırız ya da giderdiğimizi sanır, bu sefer de zengin deliler olup çıkarız.
Sayfa 380·Kitabı okudu
Kölelik bu hayatın yasasıdır; başka kural da yoktur zaten, çünkü isyan etmenin de, kaçmanın da mümkün olmadığı, kayıtsız şartsız boyun eğilen yasa budur. Kimileri köle doğar, kimileri sonradan olur, kimileri ise köleleştirilir. Özgürlüğe olan korkakça sevgimiz (ansızın özgür kalsak, bu sefer de yepyeni bir şey olduğu için yadırgar, hemen kaçardık özgürlükten) köleliğin üzerimizdeki ağırlığını açıkça gösteriyor. Beni ele alalım; her şeydeki, yani kendimdeki tekdüzelikten kurtulmak uğruna bir kulübeye ya da mağaraya kaçmaya hazırım, ama, kendi varlığımın bir özelliği olan tekdüzeliği gittiğim her yere taşıyacağımı bile bile, o kulübeye gitmeli miyim acaba? Var olduğum yerde, var olduğum için göğsüm sıkışırken ve bu hastalığın etrafımı saran şeylerden değil, ciğerlerimden kaynaklandığını bilirken, daha rahat nefes alabileceğim bir yer bulabilir miyim? Katıksız güneşi ve özgür enginleri, görünen denizi ve bütün ufku deliler gibi arzulasam da, – kim bilebilir yatağımı ya da alışık olmadığım yiyecekleri, hatta sadece artık dört kat aşağı inmemeyi, köşedeki tütüncüye uğramamayı, geçerken aylak berbere selam vermeyecek olmayı yadırgamayacağımı?
Sayfa 376·Kitabı okudu