İnsanlar bedenlerini süslemek için servet harcarlar, akıllarını süslemek içinse hiç çaba göstermezler. Bu yüzden çoğu dışarıdan parlak, içeriden çürüktür.
Şeyh Hamidüddin Aksarayi'nin tasavvuf geleneğinin merkezinde yer alan Melameti düşünce vefatından sonra müritleri tarafından devam ettirilmiştir. Şüphesiz onun en önemli halifesi ve kendisinden sonra fikirlerinin Anadolu coğraf yasına yayılmasını sağlayan şahsiyet, Akşemseddin ve Bıçakçı Ömer Dede gibi iki farklı meşrebe ve karaktere sahip iki mürit yetiştirdiği bilinen, II. Murad devri Anadolu sufiliğine damgasını vurmuş Hacı Bayram Veli'dir. Dönemin kaynaklarından, Bursa'da tanıştığı Şeyh Hamidüddin Aksarayi'ye intisab ederek tasavvuf yoluna girensi Hacı Bayram Veli'nin şeyhe mürid oluşuna dair ilginç bir menkıbe anlatılır. Buna göre Şeyh Hamidüddin, halifelerinden Şeyh Şüca Karamani'ye "Ankara'da Hacı Bayram adlı bir müderris vardır, var anı davet eyle gelsin" diyerek yanına göndermiş. Şeyh Şüca Karamani, Ankara'ya gitmiş, Hacı Bayram Veli'yi medresede ders verirken bulmuş. Kendisine Şeyh Hamidüddin'in davetini iletmiş. Şeyh Şüca Karamani'nin sözlerini dikkatlice dinleyen Hacı Bayram Veli, "davete icabet gerektir" diyerek yola çıkmış. Bu davet sonrasında şeyhin yanına giden ve asıl adı Numan olan Hacı Bayram Veli'ye, söz konusu görüşme bir bayram ayında gerçekleştiği için şeyhi tarafından teberrüken Bayram isminin verildiği rivayet edilir. Bu konuda diğer kaynaklardan farklı olarak Abdurrahman el-Askeri, Hacı Bayram Veli'nin Şeyh Hamidüddin'e intisabının Adana/Sis'te gerçekleştiğini yazmaktadır. Seyru sulukünü Şeyh Hamidüddin Aksarayi'nin yanında tamamlayan Hacı Bayram Veli, şeyhinin meşrebini benimsediği gibi, Bursa'dan ayrılmasından sonra onu aramak için Arap bezirganı kılığında yollara düşerek Adana/Sis'te Nebi Sufı'nin evinde onu bulmuştur. İsmail E. Erünsal, Hacı Bayram Veli Adana/Sis'e geldiği zaman şeyhinin "Neye geldün. Hal nice oldu" sorusuna Hacı
Emir Sikkini'nin temsil ettiği bu geleneği devam ettiren halifesi Mustafa Bünyamin Ayaşi'nin hayatı hakkında kaynaklarda pek fazla bilgi yoktur. Onun, Acem seyyahları gibi başına keçe sarıp halk arasında kendini belli etmemeye çalıştığı rivayet edilir. Bünyamin Ayaşi faaliyetlerini Ankara ve civarında sürdürmüştür. Hüseyin Vassaf, Bünyamin Ayaşi'nin yirmi altı yıl kutbiyet makamında bulunduğunu yazar. Ahmet Yaşar Ocak, Bayramiliğin tam anlamıyla coşkun bir melamet neşvesine dönüşmesinin, taşkın bir vahdet-i vücud telakkisiyle paralel bir kutup anlayışının etrafın da odaklanarak siyasi iktidarı eleştiren ve ona soğuk bakan bir yapı kazanmasının Bünyamin Ayaşi'nin kuvvetli nüfuz ve etkisiyle meydana geldiği, dolayısıyla Ayaşi'nin Bayrami Melamiliği içinde çok önemli bir dönüşümü gerçekleştirdiği kanaatindedir. Osmanlı yönetimi ile Bayrami Melamileri arasındaki, kökenlerinin belki de Hacı Bayram Veli ile II. Murad arasındaki teftiş olayına kadar uzanması muhtemel olan ilişkiler Bünyamin-i Ayaşi'nin kutbiyyet döneminden itibaren gergin bir seyir izlemeye başlamış ve ilerleyen dönemde de aynı şekilde devam etmiştir. Bu açıdan bakıldığında Hacı Bayram Veli, diğer Bayrami dervişleri ve Bayramiyenin Şemsiye kolunun Osmanlı yönetimi ile geliştirdiği ilişkileri Bayrami Melamilerinin geliştiremedikleri yahut geliştirmedikleri hatta gerilime dönüştürdükleri anlaşıl maktadır. Bu gerilimin temelinde ise Bayrami Melamilerinin kutblarını her türlü siyasi yapılanmanın üzerinde görmelerinin etkili olduğu muhakkaktır.
Bünyamin Ayaşi'nin vefatından sonra kutbiyyet makamına Pir Ali Aksarayi geçmiştir. Kanuni Sultan Süleyman'ın İran Seferi sırasında biraz da teftiş amaçlı ziyaret ettiği bu zat, Bayrami Melamiliğinin gerçek kurucusu olarak kabul edilir. Ayaşi'nin Pir Ali'nin