deniz taşkın

deniz taşkın
@tskdnz
İnsanlar bedenlerini süslemek için servet harcarlar, akıllarını süslemek içinse hiç çaba göstermezler. Bu yüzden çoğu dışarıdan parlak, içeriden çürüktür.
Otman Baba, Osmanlı Kalenderilik tarihinde önemli bir yere sahip olup, bilhassa, Balkanlar'da 15. yüzyıl Kalenderiliğine damgasını vurmuştur. Onun etkisi, kendisinden sonraki dönemlerde devam etmiştir. Mesela, 16. yüzyılda Kalenderi-Bektaşi-Hurufi bağlamında şiirler söyleyen Muhyiddin Abdal, Otman Baba'yı, "ululardan ulu, yedi iklim dört köşeye, arşa kürse tolı" bir şahsiyet olarak betimlemektedir. Otman Baba'nın halefi Akyazılı Sultan'dan sonra kutbiyyet makamına geçtiğine inanılan Demir Baba'nın abdalları, Otman Baba'ya çok saygı duymuşlar, sık sık türbesini ziyaret etmişler ve bu ziyaretin en büyük kerem olduğunu ifade etmişlerdir. Nitekim, onun saygı duyulan yapısı, büyüklüğüne olan inanç kabir taşına da aynen yansımışhr. Yine, II. Bayezid'e, Arnavutluk'ta yapılan suikast girişiminden de Otman Baba dervişleri sorumlu tutulmuş­tur. İlerleyen dönemde gerek Anadolu ve gerekse Balkanlar'da pek çok köye Hüsam Dede ismi verilmiştir.
Sayfa 158·Kitabı okudu
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Vilayetname' de en çok vurgu yapılan hususlardan biri Otman Baba'nın devrin hükümdarı II. Mehmed ile ilişkileridir. Otman Baba, daha şehzadeliği döneminden itibaren Fatih üzerinde nüfuz sahibi olmaya çalışmıştır. Riva­yete göre, daha şehzade iken onun rüyasına girerek, ona kendini tanıtmış ve Rum diyarına onu padişah yapmak için geldiğini söylemiştir. Gerçi, Otman Baba, hiçbir zaman Fatih'in sultanlık otoritesini tanımamazlık etmemiştir. Ancak, onun ilişkilerinde, kainatı yönlendiren asıl kişinin kendisi olduğu ve onun tasarrufu olmaksızın hiçbir şeyin gerçekleşemeyeceğini vurgulama­ya çalıştığı açıkça hissedilir. Dolayısıyla, kainatın hakimi olarak, kendisini Fatih'in yaptığı işlerden sorumlu görmüş, aralarındaki ilişkiye daha çok bu anlayış damgasını vurmuştur. Mesela, Fatih, Belgrat seferine çıkmayı plan­ladığında, ona sefere çıkmamasını tavsiye etmiş, şayet çıksa bile başarısız olacağını bildirmiş, Fatih, bu talebi sert bir tepkiyle karşılamışsa da, sefer sonunda gerçekten başarısız olunca, Baba'nın üstünlüğünü tanımak zorun­da kalmış, ikilinin bundan sonraki ilişkilerinde bu üstünlüğü tanıma süreci etkili olmuştur. Fatih'in bu dönemden itibaren Baba'ya karşı tutumu son derece hürmetkar, lütufkar ve itaatkar bir görünüm arz eder. Mesela, Fatih'in şehirde dolaşırken, Otman Baba ile karşılaştığı sırada, Otman Baba'nın ona, "çabuk söyle, sultan sen misin yoksa ben miyim" sorusuna, Fatih'in, "padi­şah sensin ve sırr-ı Hüda'sın, ben ise senin kemine kemter kulunum babacı­ğım" şeklinde cevap verdiğine dair pasaj bu inancın en güzel göstergesidir. Yine, Fatih'in yanındaki devlet adamlarının da, başta Mahmud Paşa olmak üzere, Otman Baba'nın sırr-ı velayet olduğunu bildikleri vurgulanır. Onun Il. Mehmed'e ve devrin diğer devlet adamlarına karşı tutu­munda, sahip olduğu
Sayfa 153·Kitabı okudu
Osmanlı topraklarında 15. yüzyılda yaşamış Kalenderi dervişi Otman Baba'nın hayatı hakkında bilgi veren en önemli kaynak, tüm haya­tını onun yanında geçiren halifelerinden Küçük Abdal'ın, Baba'nın ölümünden beş yıl sonra, 888/1483'te yazdığı ve Vilayetname-i Şahı veya Vilayetname-i Sultan Baba isimleriyle de bilinen Vilayetname-i Otman Baba adlı eserdir. Bu eserde, Baba'nın hayatı, gösterdiği ifade edilen tabiatüstü olaylar, devrin hükümdarı Sultan Il. Mehmed ve devrin diğer devlet adamla­rı, şeyhleri ve yaşadığı bölge halkıyla ilişkileri, sahip olduğu dünya görüşü, tasavvufi fikirleri detaylı bir şekilde anlatılmıştır. Vilayetname'nin merke­ zinde Otman Baba yer alır. Küçük Abdal, kendisine lakabını ve Vilayetna­me'yi yazma görevini bizzat Otman Baba'nın verdiğini ifade etmektedir ki, buradan onun Baba'yı çok iyi tanıdığı ve eğitimli biri olduğu sonucunu çıkarmak mümkündür. Bu eser, Osmanlı hakimiyetinin ilk yıllarında Bul­garistan topraklarındaki kültürel yapıyı ve İslamlaşmayı göstermesi bakı­mından da oldukça önemlidir.'
Sayfa 151·Kitabı okudu
En kibirli olanımız bile, eğer insansa ve deli değilse, insanlığa özgü o çocuksu içgüdüyle dünyanın gizemi ve karmaşasında, kendisine öyle ya da böyle yol gösterecek bir baba eli arar, ey Kutlu Babamız [...] Her birimiz hayat rüzgârının savurup yere çaldığı birer toz tanesiyiz. Sağlam bir yere yığılmalı, el ele tutuşmalıyız; çünkü zaman hep belirsiz, gökyüzü hep yüksek ve hayat çok ıraktır. En yücelerimizin tek üstünlüğü, her şeyin boş ve kaypak olduğunu daha iyi biliyor olmalarıdır.
Sayfa 400·Kitabı okudu
İnançla eleştiri arasındaki yolun ortasında akıl hanı vardır. Akıl, inanca başvurmadan anlayabileceğimiz şeyler olduğuna duyduğumuz inançtır; gene inancın bir biçimidir bu, çünkü anlamanın temelinde, anlaşılabilir şeylerin var olduğu varsayımı yatar.
Sayfa 397·Kitabı okudu