Vilayetname' de en çok vurgu yapılan hususlardan biri Otman Baba'nın devrin hükümdarı II. Mehmed ile ilişkileridir. Otman Baba, daha şehzadeliği döneminden itibaren Fatih üzerinde nüfuz sahibi olmaya çalışmıştır. Rivayete göre, daha şehzade iken onun rüyasına girerek, ona kendini tanıtmış ve Rum diyarına onu padişah yapmak için geldiğini söylemiştir. Gerçi, Otman Baba, hiçbir zaman Fatih'in sultanlık otoritesini tanımamazlık etmemiştir. Ancak, onun ilişkilerinde, kainatı yönlendiren asıl kişinin kendisi olduğu ve onun tasarrufu olmaksızın hiçbir şeyin gerçekleşemeyeceğini vurgulamaya çalıştığı açıkça hissedilir. Dolayısıyla, kainatın hakimi olarak, kendisini Fatih'in yaptığı işlerden sorumlu görmüş, aralarındaki ilişkiye daha çok bu anlayış damgasını vurmuştur. Mesela, Fatih, Belgrat seferine çıkmayı planladığında, ona sefere çıkmamasını tavsiye etmiş, şayet çıksa bile başarısız olacağını bildirmiş, Fatih, bu talebi sert bir tepkiyle karşılamışsa da, sefer sonunda gerçekten başarısız olunca, Baba'nın üstünlüğünü tanımak zorunda kalmış, ikilinin bundan sonraki ilişkilerinde bu üstünlüğü tanıma süreci
etkili olmuştur. Fatih'in bu dönemden itibaren Baba'ya karşı tutumu son derece hürmetkar, lütufkar ve itaatkar bir görünüm arz eder. Mesela, Fatih'in şehirde dolaşırken, Otman Baba ile karşılaştığı sırada, Otman Baba'nın ona, "çabuk söyle, sultan sen misin yoksa ben miyim" sorusuna, Fatih'in, "padişah sensin ve sırr-ı Hüda'sın, ben ise senin kemine kemter kulunum babacığım" şeklinde cevap verdiğine dair pasaj bu inancın en güzel göstergesidir. Yine, Fatih'in yanındaki devlet adamlarının da, başta Mahmud Paşa olmak üzere, Otman Baba'nın sırr-ı velayet olduğunu bildikleri vurgulanır.
Onun Il. Mehmed'e ve devrin diğer devlet adamlarına karşı tutumunda, sahip olduğu