deniz taşkın

deniz taşkın
@tskdnz
İnsanlar bedenlerini süslemek için servet harcarlar, akıllarını süslemek içinse hiç çaba göstermezler. Bu yüzden çoğu dışarıdan parlak, içeriden çürüktür.
Düşü gerçek yerine koymaktan, kendi düşlerimi fazlasıyla derin yaşamaktan ötürü, en sonunda düşsel hayatımın gerçek olmayan gülünde bir diken çıktı: O da şu ki, düşlerim hoşuma gitmez oldu, çünkü kusurları gözüme batıyor.
Sayfa 294·Kitabı okudu
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Şeyh Hamidüddin Aksarayi'nin halktan, ulemadan ve dönemin si­yasi iradesinden gizlediği bu sırrı, kendisi gibi İran coğrafyasında eğitim gö­ren ve tasavvufi terbiyesini tamamladıktan sonra Osmanlı başkentine gelen Emir Sultan tarafından, Ulu Cami'nin açılışı sırasında dönemin padişahı Yıldırım Bayezid ile tanıştırılmasıyla ifşa olmuştur. Asıl adı Şeyh Şemsed­din Muhammed b. Ali el-Hüseyni el-Buhari olan ve Hz. Ali soyundan gel­mesi hasebiyle Emir Sultan adıyla bilinen bu zat padişah nezdinde büyük itibara sahip şahsiyetlerden biriydi ve Yıldırım Bayezid aynı zamanda kız kardeşi Hundi Fatma Hatun ile evli olan bu şeyhin sözlerine büyük değer veriyordu. Kaynakların ifadesine göre, Yıldırım Bayezid Bursa'da yaptırmakta olduğu caminin inşasını tamamlayıp, Emir Sultan'dan açılış hutbe­si okumasını rica edince, Emir Sultan, Yıldırım Bayezid'in teklifini, "gavs-ı azam şu anda bu şehirdedir, onların mübarek varlığı varken, halka nasihat ve hitab etmeyi bize teklif etmek münasib değildir" diyerek geri çevirip Somuncu Baba'yı işaret etmiş, böylece Şeyh Hamidüddin Aksarayi'nin gerçek kimliğini ortaya çıkarmıştır. Bunun üzerine Yıldırım Bayezid, cuma namazını kıldırma ve hutbeyi okuma görevini Şeyh Hamidüddin'e tevcih edince o da mecburen padişahın ricasını kabul edip hutbeye çıkmış, oldukça güzel bir hutbe okumuştur. Hutbe verdiği sırada, hem yeni inşa edilen bu görkemli camiyi görmek hem de "gavs-ı azam" tarafından verilecek açılış hutbesini dinlemek için gelen ahali hutbede Şeyh Hamidüddin Aksarayi'yi görünce "Etmekçi Koca" dedikleri şahsın gerçek kimliğini de anlamışlardır. Rivayete göre, Şeyh Hamidüddin Aksarayi namazdan sonra verdiği vaazda Fatiha suresini o zamana kadar kimsenin bilmediği yedi farklı an­lam vermek suretiyle tefsir etmiş, bu arada Molla Fenari'nin
Sayfa 97·Kitabı okudu
Şeyh Hamidüddin Aksarayi Erdebil Tekkesinde seyr ü sülükünü tamamladıktan ve bir süre inziva hayatı yaşadıktan sonra, şeyhinin tavsi­yesi doğrultusunda Bilad-ı Rum'a (Anadolu'ya) gelerek dönemin Osman­lı payitahtı Bursa'ya yerleşti. Sarı Abdullah Efendi, Alaeddin Erdebili'nin Şeyh Hamidüddin Aksarayi'ye hilafet verip Anadolu'ya gönderdiği sırada yanında bulunan diğer müritlerine, "Diyar-ı Acem'de emanet olarak bulu­nan esrar-ı ilahiye onunla birlikte Diyar-ı Rılm'a intikal etti" dediğini rivayet eder. Şeyhin Anadolu'da bilhassa Bursa'ya gönderilmiş olması, gaza ve cihad ideolojisini ön planda tutan bir beyliğin sufiler arasında gittikçe yük­selen popülaritesi ile ilgili olsa gerektir. Kaynaklar Bursa'daki ilk yıllarında Şeyh Hamidüddin Aksarayi'nin pek ön plana çıkmadığına ve tasavvufi kimliğini halktan ve iktidar men­suplarından gizlemeyi tercih ettiğine vurgu yaparlar. Onun bu dönemde eşeğiyle ormandan odun getirip ekmek pişirdiği, daha sonra bu ekmekleri sırtına yüklenerek sokak sokak dolaşıp, "somunlar, mü'minler" diyerek hal­ka dağıttığı, dolayısıyla daha ziyade hayırsever kimliği ile ön plana çıktığı rivayet edilir. Nitekim, kendisine Etmekçi Koca/Somuncu Baba lakabını verilmesi de benimsemiş olduğu bu hayat tarzıyla ilişkilendirilir. Abdur­rahman el-Askeri, Bursa ahalisinin Şeyh Hamidüddin Aksarayi'ye Deli Et­mekçi dediklerini, kendisini halktan gizlemek için büdela-sıfat yürüdüğünü nakleder. Şeyhin halk ile daha iç içe olmayı mümkün kılan böylesi bir mesleği tercih etmesinin asıl sebebi, vaktiyle Moğol saldırılarına karşı en belirgin direnişi gösteren Ahi kültürünün güçlü bir şekilde temsil edildiği bölgede faaliyet göstermesiyle ilintili olsa gerektir. Bu konudan söz eden kaynaklarda Şeyh Hamidüddin Aksarayi'nin pişirmiş olduğu somunların halk tarafından
Sayfa 96·Kitabı okudu
Şeyh Hamidüddin Aksarayi, hem babasından hem de Dımaşk'taki dergahtan belli oranda tasavvufi terbiye almış olsa da, bu yolda en büyük merhaleyi Safeviye tarikatı içinde, tarikatın piri Şeyh Safiyyüddin Erde­ bili'nin torunu Alaeddin Erdebili'nin (ö. 832/1429) yanında katettiği mu­ hakkaktır. Nitekim kaynaklarda onun asıl şeyhinin adı geçen bu şeyh ol­duğu somut bir şekilde vurgulanmaktadır. Rivayete göre, Dımaşk'ta aradığı iç huzuru bir türlü bulamayan Hamidüddin Aksarayi, mürşid aramak ama­cıyla yola çıkar ve Tebriz yakınlarındaki Hoy şehrinde yaşayan, ününü çok duyduğu Şeyh Alaeddin Erdebili'nin yanına gider. Şeyhin dergahında zikir meclislerine katılır, bolca sohbet etme imkanı bulur, belirli bir süre son­ra da kendisine intisab ederek Safeviye tarikatını benimser. Abdurrahman el-Askeri, şeyhin Tebriz'deki dergahta Şeyh Alaeddin Erdebili'nin yanında tasavvuf yolunda büyük merhaleler katettiğini vurgulamaktadır.
Sayfa 94·Kitabı okudu
Hayatının ilk devirlerini Anadolu' da geçiren Şeyh Hamidüddin, daha sonra dönemindeki Şeyh Bedreddin, Hacı Paşa ve daha pek çok ilim adamın­da da örnekleri görüldüğü üzere tahsilini devam ettirebilmek maksadıyla İs­lam dünyasının diğer büyük şehirlerindeki ilim meclislerini takip edebilmek amacıyla ilim ve irfan yolculuğuna çıktı. Ancak o, dönemdaşlarının aksine Mısır'ı değil Suriye'yi tercih ederek, devrinin diğer bir ilim ve irfan merkezi ve pek çok ilim yolcusunun uğrak yeri haline gelen Dımaşk'a gitti. Anlaşıl­dığı kadarıyla, Dımaşk'ta zahiri ilimleri tedris etmenin yanı sıra, Bayezidi­ye Hankahında bir şeyhin hizmetine girerek uzun yıllar kendisine hizmet etti. Bazı kaynaklarda onun bu süreçte Bayezid-i Bistami'nin ruhaniyetiyle terbiye edildiği, üveysi olduğu ve Hızır Peygamber ile yakın dostluk kurduğu yönünde rivayetlere yer verilir. Söz konusu bu rivayetler doğru kabul edilirse, birkaç tarikatla bağlantısı olduğu bilinen Şeyh Hamidüddin Aksarayi'nin Dımaşk'taki sufi meclislerinde edindiği terbiyenin Bistamiye tarikatı ile ilgisi­nin nasıl geliştiği konusunda bazı fikirler verebilir. Bayrami Melamilerinden La'lizade Abdülbaki Efendi, eserinde şeyhin Bistamiye tarikatıyla bağlantısını ortaya koyan bir de silsileye yer vermiştir. Buna göre Şeyh Hamidüddin Ak­sarayi; Şeyh Şadi er-Rumi, İbrahim el-Basri, Süleyman İskenderani, Hasan Esterebadi, Mahmud Basri, Osman Rumi, Ma'ruf-ı Kerhi, Sa'deddin Bağda­ di, İshak Harezmi, Süleyman Buhari, Süleyman İsfahani, Ahmed Horasani, Ebu'l-Hasan Cürcani, Şeyh Musa el-Bistami, İbrahim Hindistani vasıtasıyla Ebu Yezid Bistami'ye bağlanmaktadır. Şeyhin Dımaşk'ta geçirdiği günlerin ve aldığı mistik terbiyenin daha sonraki süreçte hayatının bir yerinde sembolik olarak da olsa iz bıraktığı anlaşılmaktadır. Lamii Çelebi'nin eserinde
Sayfa 93·Kitabı okudu