Masumiyet müzesi
Hayatımın en mutlu anıymış bilmiyordum.. bilseydim asla kaçırmazdım o mutluluğu…
İncelemem de öncelikle size burda ne yazarsam yazayım Romanımızın baş kahramanlarının çektiği o acıyı, birlikte geçirdiği dakikaların verdiği hazzı ve mutluluğu,birlikte olamadıkları zaman beklemenin verdiği o heyecanı,kaybetme korkusunun verdiği o acıyı, anılara saklanışlarını, o anılara sığınıp o anı tekrar yaşamanın verdiği hayal gücündeki aşkın tutkusunu o tutkunun hemen ardından gelen acının kat kat artarak keskinleştiğini anlatamam. Bu kitabı okuduğumda aklıma şu cümle geldi; Aşkın 3 tane cemresi vardır . Bunlardan biri ilk göze düşer bu beğenidir. Kemal şanzelize butiğe ilk girdiğinde Füsunu görür görmez gözlerini ondan ayıramamış, saçlarının savruluşuna gözlerinin içinin gülümseyişine utangaçlığına , esmer tenine yakışan o güzel elbisesine , uzun ince parmaklarına, bedeninin zerafetine büyük bir hayranlık ve beğeni duymuştur. 2. Cemre ise merhamet apartmanında kalplerine düştü bunun adıda sevgiydi . Gün geçtikte aynı saatte merhamet apartmanında buluşuyorlar. Soru sormadan, birbirlerini yargılamadan, sonlarının ne olucağına karar vermeden vakit geçiriyorlar ama vakit de hiç geçmesin istiyorlardı. Kemal’in Yakında nişanlanacağını bildiği Sibel’e hissettiği şefkat de hiç eksilmiyordu. Merhamet apartmanında Füsun’la birlikte olmanın ona verdiği mutluluk ertesi gün yine ona aynı saatte kavuşmanın verdiği o heyecanla birleşiyor hiç aklından çıkmıyordu. Nişanlandığı gece bile Füsun’u salonda gördüğünde kalbinin mutluluktan hızlı hızlı çarptığını , içinde uçuşan kelebekleri, yanına gitmenin verdiği hazzı gizli bir şekilde içinde kendi yaşamıştı. Ertesi gün yine aynı yerde aynı saatte buluşacağını düşündüğü sevgilisi Füsun’u göremeyince gelecek umuduyla beklemenin verdiği