Beyin, dengesini koruyabilmek için bizleri tekrarlayan, ufak anımsama 'dozları' deneyimlemeye iterek travmayla ilişkili hassaslaşmış anılarımızı sakinleştirmeye çalışır. Hassaslaşmış bir sistemin tolerans geliştirmesi için çabalar. Çoğu durumda bu işe de yarar. Üzücü veya travmatik bir olayın hemen ardından davetsiz düşünceler oluşur: Sürekli olarak meydana gelen olayı düşünür, bunu rüyalarımızda görür, istemediğimiz zaman bile bunu düşündüğümüzü fark eder ve sık sık bu olayı güvendiğimiz arkadaşlarımıza veya sevdiklerimize tekrar tekrar anlatırız. Çocuklar oyun oynarken, resim yaparken ve günlük etkileşimlerde bulunurken olayları yeniden canlandırırlar. Deneyim ne kadar yoğun ve ezici olursa travmayla ilgili anıların hepsinin 'hassasiyetini gidermek' bir o kadar zorlaşır.
Hayat dediğin uzun bir yol. Ve bu yolda seninle beraber yürüyen insanlar var , yolda kaldığın zaman sana yardım edebilmek için. Yolda rastladıkların var, yanındakilerin kıymetini daha iyi anlayabilmen için. Yoluna taş koyanlar var, yürüdüğün yolu zehir etmek için. Bir de seni yarı yolda bırakanlar var, kendi başının çaresine bakabilmeyi öğrenebilmen için.
Kindar olma, garaz gütme, art niyet taşıma. Șu olsun, bu olsun, yakıp yıkayım, arkadan iş çevirmeyim filan diye düşünme. Ne düşünürsen, karşına o çıkar. İnsanlar ipek böceği gibi kendi etrafına koza örüyor. Ondan sonra oradaki ızdıraptan, hapislikten, çektiği acıdan şikâyet ediyor. Sen ördün, yapma. Kötü düşünürsen, kötülük gelir. Niyet hayır, akıbet hayır.