“Yardım et ona,” dedi. “Sen olayları kabullenebiliyorsun Lee. Yardım et ona.”
“Olayları kabullenip kabullenemediğimi bilemem,” dedi Lee. “Deneme fırsatı geçmedi hiç elime. Hep yanımda… daha kararlı değil de, kararsızlıkla başa çıkmayı daha az becerebilen birileri oldu. Ben tek başıma ağlamak zorunda kaldım.”
- “Oraya vardığımızda ne olacak diye düşünmüyor musun? Sandığımız kadar güzel olmazsa diye korkmuyor musun?”
- “Hayır,” dedi Anne hemen. “Hayır, korkmuyorum. Korkamazsın öyle şeyden. Ben de korkamam. Fazla olur... birkaç hayatı birden yaşamak gibi. İlerde belki yaşayacağımız bin hayat var daha. Ama her birinin sırası geldiğinde, bir tane olacak karşımızda. Şimdiden kalkıp hepsine birden varmaya kalkarsam çok fazla olur. Sen biraz ilerde yaşamayı göze alabilirsin... hatta buna mecbursun... çünkü gençsin. Ama benim için mesele, şu sürüp giden yoldur.”
“Noah kendinden beklenecek her şeyi yapabilirdi oysa. Okur, yazar, çalışır, hesap yapar, düşünürdü ama... pek aldırmazdı. İnsanların genellikle istediği, ihtiyaç duyduğu şeylere karşı bir ilgisizliği vardı onun. Acayip, sessiz bir hücrede tek başına oturup, o sakin gözlerinden dışarıya, dünyaya bakıyormuş gibiydi. Yabancıydı dünyaya. Ama yalnız bir insan değildi.”