Alphonso Lingis'in "Ortak Birşeyleri Olmayanların Ortaklığı" kitabı tam anlamıyla bana insanların birbirinden ne kadar farklı olsalar bile nasıl bağ kurabileceğini gösterdi. Lingis, varoluşçu felsefeyle ilgileniyor, ama bunu öyle sıkıcı bir şekilde yapmıyor. Aksine, farklılıklarımızın aslında bizi zenginleştirdiğini ve bu sayede daha derin ilişkiler kurabileceğimizi savunuyor. Bence bu düşünce, günümüz dünyasında çok önemli çünkü sürekli birbirimizi yabancılaştırıyor ve ötekileştiriyoruz. Lingis'in söylediği şey şu: Ortak noktalarımız olmasa bile, birbirimize dokunan bir şeyler bulabiliriz.
Bu kitap, insan ilişkilerinin sadece konuşmaya ya da mantığa dayalı olmadığını, hissetmeye ve bedenlerimizle de bir şekilde iletişim kurduğumuzu vurguluyor. Bunu fark etmek beni çok etkiledi. Lingis, insanları bir araya getiren bağları tanımlarken alışılmış kalıpların dışına çıkıyor ve farklılıkların bir engel değil, bizi bir araya getiren bir şey olduğunu söylüyor. Özellikle "başkalık" ve "öteki" kavramları üzerinde durması da çok anlamlı. Çünkü bugünkü toplumlar giderek daha da çeşitli hale geliyor ve Lingis'in bakış açısı bu çeşitliliği kucaklamamız gerektiğini söylüyor.
Bence bu kitap, insanları daha iyi anlamamıza yardımcı olabilir. Lingis, felsefeyi soyut bir şey olarak bırakmıyor; onu hissettiğimiz, yaşadığımız bir şeye dönüştürüyor.