Annemi toprağa vermemizden birkaç gün sonra dedem:
-Ee Leksey, -dedi-,
- madalyon değilsin ki seni boynumda taşıyıp durayım... Var git insanların arasına karış...
Ve ben de insanların arasına karıştım.
Tüm toprağı, her şeyi saran sessizlik insanın içine doluyordu. İnsanlarda en arı, en ince düşünceler de böyle anlarda doğuyor sanki; ama bunlar örümcek ağı gibi saydam, uçucu, ele geçmez, söze dökülmez şeyler oluyor... Bu düşünceler insanın ruhunu üzüntüden yakıp tutuşturarak, onu aynı anda hem yatıştırıp hem de rahatsız ederek, kayan yıldızlar gibi bir an parlayıp kayboluyorlardı ve ruh kaynayıp eriyor, hayatımız boyunca koruyacağı kesin biçimini alıyor, kişiliğini oluşturuyordu.