Bir sürü kitap okudu ama içindeki huzursuzluk azalmak yerine daha da büyüdü. Her kitabın tek tek her sayfası bilgi âlemine açılan birer gözetleme deliğiydi. Okudukları açlığını daha da artırdı.
Geçmişten ders çıkarmak hiç benlik değildi ama bazen canın o kadar acıyordu ki, aynı acıyı bir kez daha yaşamamak için kendini sandalyelere çivileyebilir, kapıları kilitleyip anahtarları yutabilirdin.
Hikayeler biterdi ya, bazen bir derenin iki tepelik arasında bayır aşağı akıvermesi gibi sessizce gidiverirlerdi, bazen de iç organların sökülür gibi büyük sancılarla koparlardı senden.
Orhan Kemal’in ağlayarak yazdığım dediği roman, El kızı (Okurken de ağlamamak pek mümkün değil.)
Büyüklerimizin “Evleniyorsun ama sadece sevdiğinle değil onun ailesiyle de evleniyorsun.” dediği cümlenin özeti gibi bir kitap.
Nazan (El kızı), Mazhar, Haldun ve Hacer’in hikayesini okuyoruz.
Mazhar günün birinde annesine Nazan’a aşık olduğunu ve onunla evlenmek istediğini söyler. Kimsesiz olan Nazan’ı avukat oğluna yakıştırmayan Hacer istemeye istemeye razı olur. El kızı Nazan, eşi Mazhar, oğulları Haldun ve kaynanası Hacer hanım aynı evde yaşarlar.
Gelinini sevmeyen Hacer hanım evlenmelerine razı gelmiştir fakat bu gelinini kabul ettiği anlamına gelmez tabii ki. Gittiği her yerde gelininin arkasından konuşur, iftiralar atar, dert yakınır. Oğlu ve gelinine rahat yüzü göstermez.
Mazhar bir gün eşine değerli bir yüzük alır ve bunu annesinden gizlemesini söyler. Bunu öğrenen Hacer hanım çileden çıkar oğlu ve gelinini ayırıp oğlunu kendine bağlamak için çeşitli numaralara başvurur. Ve artık karakterlerimizin hayatları çok farklı yönlere akmaya başlar.
Kitabın oldukça sade ve akıcı bir dili var. Okurken okumaktan ziyade olayların içinde yaşıyormuşsunuz gibi hissedebiliyorsunuz.
Okuyacaklara şimdiden keyifli okumalar :)
El KızıOrhan Kemal · Everest Yayınları · 202615bin okunma