Diğer zamanlar kendimden ve kendi konularımdan yola çıkıyorum çünkü, ilerleyen yazma süreciyle onlardan kopuyor, kendimi de, beni ilgilendiren konuları da, sonunda bir çalışma ürünü, ve meta olarak sunup bırakıyorum, oysa bu kez betimleyenim ben yalnızca, betimlenenin rolünü de yüklenemediğimden yazdıklarıma mesafe kazanamıyorum. Yalnızca kendime mesafe kazanabiliyorum, sözkonusu kendim olmadığından, giderek canlanan, coşan ve coşturan bir sanat betisine dönüşemiyor annem.
Yakalanıp bir yere yerleştirilemiyor, kavranamıyor, karanlık uçurumlara yuvarlanıp kayıyor tümceler, kâğıdın üzerine karmakarışık savruluyorlar.
Diğer zamanlar kendimden ve kendi konularımdan yola çıkıyorum... sonunda bir çalışma ürünü, ve meta olarak sunup bırakıyorum, oysa bu kez betimleyenim ben yalnızca, betimlenenin rolünü de yüklenemediğimden yazdıklarıma mesafe kazanamıyorum. Yalnızca kendime mesafe kazanabiliyorum, sözkonusu kendim olmadığından, giderek canlanan, coşan ve coşturan bir sanat betisine dönüşemiyor annem. Yakalanıp bir yere yerleştirilemiyor, kavranamıyor, karanlık uçurumlara yuvarlanıp kayıyor tümceler, kâğıdın üzerine karmakarışık savruluyorlar... ‘Tanımlanamaz’ denir sık sık öykülerde, ‘betimlenemez’ ya da, kokuşmuş bahaneler sayarım ben bunları; oysa gerçekten isimlendirilemez bir yerlere gelip dayanıyor bu öykü, dilsiz ürkü anlarına...
Abin doğduğunda beynimin artık tümüyle farklı görünüyor olması gerektiği düşüncesine kapıldım; rengi, biçimi değişmiş olmalıydı, böyle olunca elimden kayıp giden düşünceler de tümden başka görünüyordu herhalde. Yepyeni bir dille tanışacağımı hayal ediyordum, içimde eskiden ulaşamadığım derinliklere dalacaktım ve geceleri yanımda çocukla yatakta uzanırken, bu yepyeni dili kullanarak dünyanın henüz görmediği sözcükler ve tümceler yazacaktım.
Ama beynimin rengini ve biçimini değiştiren çocuk değildi, bir kriz yaşamış olmamdı ve bu kriz sözcüklerimi değiştirmek yerine çaldı, bana yeni bir dil vermedi, yazabildiğim tek şey ağladığımdı. Sadece ağlıyorum, ağlıyorum, ağlıyorum, diye yazıyordum.
"When vain desire at last and vain regret
Go hand in hand to death, and all is vain,
What shall assuage the unforgotten pain
And teach the unforgetful to forget?
~
Boş arzu sonunda boş pişmanlıkla
Elele gidince ölüme, herşey boşalınca,
Ne dindirebilir ki unutulmamış acıyı
Ve öğretebilir unutmamışa unutmayı?"