Leyla Küçük Ülker'in ikinci romanını tek günde bitirip etkisi altında kaldım. İnsanı 1970'lerin sıcak, sobalı evlerine götürerek küçük bir mahallenin küçük bir çocuğundan okuduğumuz anılar günümüze, eski bir plastik bebeğin kucağında sunuluyor.
Sade, hafif buruk, yer yer kahkaha attıran enfes bir roman.
Bu kitabın bende çok özel bir yeri vardır aslında. Belirli zaman aralıklarında, kitapsız kaldığımda elim hep ona gidiyor. Ve her okuduğumda farklı bir tat alıyor ama yine aynı buruk sonla veda ediyorum. Piraye adını kitabıma taşıtan Canan Tan romanıdır.
Türk edebiyatında pek rastlanmayan olağanüstü öyküleri içinde barındıran enfes bir kitap. Yazarın imzası ile okuma ayrıcalığına kavuştuğum Kraliçenin Işığı, beni şaşırtan ve sürükleyen bir hikaye derlemesi olmuş.
İkinci ve sonraki kitaplarında tekrar buluşmak dileğiyle...
Çok sevdiğim serinin ilk kitabı. Birçok yorumunu okuduğumda Harry Potter serisiyle yarışacağı yazıyordu (ki favorimdir) fakat bambaşka bir fantastik dünyanın içinde buldum kendimi. İlk iki kitabın okunuşu kolaydı ve yormuyordu, kendimi sürekli bir sonraki sayfa ne getirecek diye heyecanlanırken buluyordum. Gerçek dünya ile çok güzel harmanlanmış olduğunu düşünüyorum.
İlk okuduğumda bir takıntı haline gelen, her okumamda aynı zevki veren nadir kitaplardan bir tanesi Sen. Kendinizi karakterin yerine rahatça koyabiliyor ama onun beyninde olmaktan da rahatsızlık duyabiliyorsunuz.