Onun için, aileye politik toplumların ilk örneği diyebiliriz:
Bu toplumlarda baş bir baba, halk da çocuklar gibidir; hepsi
de eşit ve özgür doğdukları için, özgürlüklerinden ancak
çıkarları uğrunda vazgeçerler. Aradaki bütün ayrılık şudur:
Ailede babanın çocuklarına olan sevgisi onlara gösterdiği
özeni karşılar; devletteyse, devlet başkanının kendi halkına
beslemediği bu sevginin yerini hükmetmek zevki alır.
İşte o zaman, çoğu kez bir özlem duyuyorum ve şöyle haykırıyorum: “Keşke bu hislerimi anlatabilseydim! içimde çağlayıp taşan bu canlılığa bir kağıtta can verebilseydim! Ruhun sonsuz, yüce varlığın aynası olduğu gibi, kağıt da ruhumun aynası olabilseydi…” Fakat dostum, çırpınmak bir işe yaramıyor. İçimde ki bu hislerin ağırlığı beni yıkıyor.
Acaba kafamı bir çalı süpürgesiyle temizlemek mümkün müdür? Yalnız temiz şeyler kalsın. Fakat süpürge çöplerinden başka bir şey kalmamasından korkarım.