Fısk/Fasık
Fısk'a gelince; bu da lügatte yoldan çıkıp sapmaktır. Şeriat dilinde ise; ilahi emri terk ederek isyanda bulunmaktır. Böyle hak yolundan çıkan şahsa da "fasık" denir. Çoğulu "Fasikun" ve "Füsekâ"dır. Fısk'ın/hak yoldan çıkmanın üç tabakası vardır. Birincisi: Günahları ara sıra işlemekle beraber onları çirkin sayıp haram olduklarını söylemektir. İkincisi: Büyük günahları işleyerek, bunlara kapılıp gitmektir. Üçüncüsü de: Büyük günahların haram ve çirkin olduklarını inkâr ederek onları yapmaktır. İşte bu üçüncü tabaka, bir küfür mertebesidir. Bir fasık bu mertebede bulunmadıkça ondan İslam adı kaldırılmaz. Çünkü o, haramı gerektiren esasları tasdikte bulunmuştur. Üçüncü tabakadakiler tövbe ve istiğfar etmeden ölecek olurlarsa ahirette ebedi olarak azap çekerler, ziyana uğrarlar. I-42
Kitap Alıntısı
Ahid
Ahid; lügatte, zaman, asır, vasiyet, yemin, eman, Hakka riayet, söz vermek, mukavele yapmak, ödeyen olmak demektir. Allah Teâlâ'yı birlemek, bir söze inanıp güvenmek manasında kullanılmıştır. Ayet-i Celile'deki abid'den maksat ise, ruhlar âleminde bütün ruhların Allah'ın Rab olduğunu tasdik etmiş olmalarıdır. "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" (Araf/172) yüce hitabına karşı "Evet" diye tasdikte bulunmuşlardı. Veyahut her insanın yaratılıştan sahip olduğu Allah'ı tasdik etme kabiliyetidir. Bu fıtratını kaybetmeyen herkes, bu kâinatı yaratan bir şanlı yaratıcının varlığına, onun ibadet ve itaati hak ettiğine aklen, fikren kanaat getirebilirler. I-41
Kitap Alıntısı
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Mesel
Mesel: Lügatte bir şeyin benzeri, naziri demektir. Delil, hüccet, kıssa, hikâye, örnek olarak söylenilen söz, büyük ahlâkî hikâye manasında kullanılır. Böyle bir şeyi hikâye etmeğe de "darb-ı mesel" denir. Darb-ı mesel/misal vermekteki fayda ise bir şahsın veya bir olayın yakışanını, benzerini söyleyip böylece o şahsın veya olayın güzelliğini veya çirkinliğini, özen göstermeye lâyık olup olmadığını güzelce ve hâtıralarda kalacak bir şekilde göstermekten ve sair şeylerden ibarettir. Bunun içindir ki en düzgün, en edebî makalelerde, manzumelerde birçok mesellere rastlanır. Meselâ: Güzel sesli bir zata "bülbül", güzel gözlü bir insana "âhû" zararlı bir şahsa "yılan" uğursuz bir kişiye "baykuş" denir. Bu benzetmeyle onların mahiyetleri çok kısa bir ifadeyle en kuvvetli bir şekilde anlatılmış olur. Artık, Kur'an'ı Mübin'de bir hikmet ve ihtiyaçtan dolayı böyle bazı mesellerin, benzetmelerin bulunması, onun ilâhî bir kitap olmasına engel olarak nasıl düşünülebilir? I-40/41
Kitap Alıntısı
Evinizde Türkçe bir şey kalmamıştı.
Sayfa 31·Kitabı okuyor
Geç Osmanlı İmparatorluğu’nda “Türk” teriminin, pek gelişmiş olmayan, kaba köylüler, kabile insanları ya da taşralılar için kullanılan alaycı bir terim olduğunu belirtmek gerekir. İnsanlar bir tercih yapmak durumunda kaldıklarında, kendi kültürü ve kendi dili olan (Türkçe değil Osmanlıca), ırk ve din sınırlarının ötesinde yer alan bir tabakanın üyeleri, “Osmanlılar” olarak anılmayı tercih ediyorlardı.
Alıntı
Entelektüel hayat bir bütündür, romancı tek başına tasav­vur edilemez. Romancının sefaleti biraz da kullandığı dil­den geliyor. Türkçe “henüz ferde ait tecessüsle başlayan tecrübe dediğimiz şeyi” tanımamaktadır. “Fikir hayatımız gündelik gazetelerin elindedir, bu biraz da yok demektir” ..
Sayfa 327·Kitabı okudu