Bay Hennebeau de tam o saatte, kulağı bu garip seslerde, kısrağıyla eve dönüyordu. Bu güzel kış gecesinde yine sevdalı çiftlere, ağır ağır gezinen insanlara rastlamıştı. Sevdalılar duvar diplerinde dudak dudağa yaşamın zevkini çıkarıyorlardı. Önüne gelen çukurun dibinde bacaklarını havaya kaldıran şu kızlar, beş parasız zevklerle günlerini gün eden şu baldırı çıplak oğlanlar değil miydi her Tanrı'nın günü rastladıkları? Ve bu sersem insanlar yaşamın biricik mutluluğuna, sevişme olanağına sahip bulundukları halde yakınırlardı. Yeryüzündeki kadınlardan biri, işte böyle taş toprak üzerinde, ama bütün benliğiyle kendisine teslim olsa, her şeye yeniden başlayabilir, açlığı da, ölümü de göze alabilirdi. Hayır, hayır, derdinin çaresi yoktu, aslında kıskanıyordu bu yoksul insanları. O uçsuz bucaksız karanlık ovayı kaplayan, kendisinin içlerinden yalnız dudak şapırtılarını seçebildiği o sayısız gürültü arasında atın başını bırakmış, umutsuzluktan çökmüş, ağır ağır evine dönüyordu.
Sayfa 291 - İş Bankası Yayınları, çev. Bertan Onaran·Kitabı okudu
Peki, anlat bakalım... Amacınız nedir?
Her şeyi yok etmek... Ne ulus kalacak ortada, ne hükümet, ne mal, ne mülk, ne Tanrı, ne tapınma.
Anlıyorum. Yalnız nereye varır bu işin sonu?
Şimdiki dar kalıplarından sıyrılmış ilkel topluma, yeni dünyaya, her şeyin yeniden başlayacağı noktaya.
Sayfa 252 - İş Bankası Yayınları, çev. Bertan Onaran·Kitabı okudu
Ee, ne var ne yok bakalım? diye sordu dayısı.
İşçi mahallelerini dolaştım. Hepsi uslu uslu evlerinde oturuyorlar... Yalnız sana elçi gönderecekler sanırım.
Tam bu sırada Bayan Hennebeau'nun sesi geldi üst kattan.
Sen misin Paul? Gel de olup biteni anlat kuzum. Büyük bir rahatlık içinde yaşayan şu insanların başkaldırmaya kalkması ne gülünç, değil mi?
Sayfa 210 - İş Bankası Yayınları, çev. Bertan Onaran·Kitabı okudu
Jeanlin'in yattığı battaniyeye diz çöken doktor:
Başına bir şey olmamış, diye devam etti. Göğsüne de... Haa! Bacakları ezilmiş.
Çocuğu kendisi soyuyor, bir sütanne titizliğiyle, başındaki deri takkeyi çözüyor, ceketini çıkarıyor, pantolonuyla gömleğini sıyırıp çekiyordu. Az sonra zavallıcığın kan lekeleriyle ebrulaşmış, kara kömür tozu ve sarı toprakla kirlenmiş çırpı gibi vücudu ortaya çıktı. Sünger gezdirildikçe daha da zayıflıyordu sanki, teni öyle sarı, öyle saydamdı ki, kemikleri görünüyordu. Bir yoksullar ailesinin yozlaşmış bu son örneği, kayalar altında hemen hemen tuz buz olmuş, acılar içinde kıvranan bu insan taslağı gerçekten içler acısıydı.
Sayfa 199 - İş Bankası Yayınları, çev. Bertan Onaran·Kitabı okudu