10/10
·496 syf.··
Beğendi
·
2020 34. kitabı
Bir gün ıssız bir ormanda yalnızca sol kolların gömülü olduğu mezarlar ortaya çıktı ancak altı adet kol, kayıp olansa beş kız çocuğu vardı.. İşte burada devreye Mila Vasquez girdi çünkü o bu işlerin kadınıydı, görevinde oldukça başarılı ve tuttuğunu koparan.Kriminolog Goran Gavila, Sarah Rosa, Boris ve Stern ile bir ekip olup, birlikte altıncı kolun sahibini ve tabi ki katili aramak için kolları sıvadılar. Sonrasındaki katil bu sefer kolların geri kalanını, yani bedenleri bir bir ortaya çıkarmaya başladı ancak yine bir sürü sır perdesinin arkasında başka hayatlara, başka gizemlere de kapı açtı bu durum.Hatta o kapı, Mila’nın çocukluğuna açılıyordu.. İnsanların beyinlerine, bilinçaltlarına sızan ve kötülük fısıldayan bir ses.Gizemli tutuklu RK-357/9.Kurbanlar, katiller, ipuçları… Yazarın hayran olduğum ilk kitabı.Yıllar önce okumuş ancak devamı çıkmayınca devamını getirmemiştim, yıllar sonra ise diğer kitaplar da çevrilince hemen tekrar alıp okudum ve Mila ile Goran’ı (Ah be Goran…) ve diğer tüm ekibi aşırı özlediğimi fark ettim.Frankie ise unutamadığım bir başka detaydı kitaptaki.Hemen ikinci kitaba geçicem :’)
SuflörDonato Carrisi · Pegasus Yayınları · 2014492 okunma
7/10
·312 syf.··
2026 29. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 24 Mayıs 2026 15:05
Latin Amerika,Arjantin edebiyatından Manuel Puig kaleminden Örümcek Kadının Öpücüğü yazarın en ünlü romanlarından biri.1976’da yayımlanan eser Türkçeye ilk kez 1987 de çevrilmiş olup ,1985 te beyazperdeye sonrasında müzikale uyarlanmış.Yazar kitabında toplum dışına itilen insanları,onların bastırılmış duygularını iki karakter üzerinden aktarırken onca baskıya rağmen satın alınamayacak şeylerin olduğunu çok güzel ifade etmiş. Aynı hücrede bulunan iki hükümlü biri Valentin politik bir tutuklu ,diğeri Molina kırk yaşlarında vitrin tasarımcılığı yapan ve cinsel suçtan hüküm giyen bir eşcinseldir.Bu hükümlülerin arasında geçen diyaloglar ne kadar zıtlaşıyorlar gibi görünsede aralarında bir bağ oluştuğunu hissediyor okur.Molina’nın anlattığı popüler filmleri okumayı da sevdim.Kitapta okuma hızımı düşüren dipnotlar oldu ama o da Molina’yı anlama açısından eklendiğini düşündüğüm genellikle Freud’un çalışmalarından veriler sunmakta bizlere. Sever misiniz bu eseri bilemedim ama ben bu hükümlülerin ve sistemin onları nereye nasıl sürükleyeceğini büyük bir merakla okudum.Kitapla ve sevgiyle kalınız.
Edebiyat
Örümcek Kadının ÖpücüğüManuel Puig · Can Yayınları · 2025299 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
10/10
·637 syf.··
Beğendi
·
2026 19. kitabı
Katyuşa hiç evlenmemiş iki hanımın sahip olduğu bir çiftlikte sığırtmaçlık yapan bir kadının gayr-ı meşru torunuydu. Annesi kimseyle evli değildi, ancak her yıl çocuk doğuruyordu. Doğan çocuklar kendisinin çalışmasına engel olur diye bakılmayarak ölüme terk edilirdi. Katyuşa da bu çocuklardan biri idi. Ancak sahibesinin bebeği görerek beğenmesi üzerine bakılarak yetiştirildi. Yaşlı hanımların eğitim gören yeğenleri Prens Dmitriy ara sıra teyzelerini görmeye gelirdi. Katyuşa bu zengin prense sevdalandı. Prens bir geldiğinde Katyuşa’yı baştan çıkararak eline yüz ruble verip yüzüstü bırakıp gitti. Üç ay sonra hamile olduğunu fark eden Katyuşa bu şekilde devam edemeyeceğini anlayınca çiftliği terk etti. Çeşitli yerlerde çalışan Katyuşa sonunda genelevine düştü. Çocuğu da bakımsızlıktan öldü. Uzun bir süre genelevinde çalışan Katyuşa meydana gelen bir adli vakadan dolayı tutuklanarak cezaevine konuldu. Yedi yıl genelevinde hayatını geçiren Katyuşa altı ay hırsız ve katillerle bir arada kaldıktan sonra Ağır Ceza Mahkemesinin karşısına çıkartılacaktı. Dmitriy zengin bir burjuva hayatı yaşamaktaydı. Koçarginlerin kızı Misiy ile evlenmeyi planlamaktaydı. Fakat genel valinin karısıyla beraber olduğundan evlenmeye metresinin rızasını almadan karar verememekteydi. Dmitriy bu arada ağır ceza mahkemesine jüri üyesi olarak seçilmişti. Sabahleyin kalkıp bilinçli bir vatandaş olarak mahkemeye gitti. Mahkemede zehirlenme davası görülecekti. Davada üç sanık vardı:Otel hizmetçisi olan Semyon Kartinkin ve Esfemya Boçkova ile genelevinde çalışan Maslova. Dmitriy sanıklardan Maslova tanıtıldığında kulaklarına inanamaz oldu. ‘Bu, o olamaz.’ diyordu. Sonradan Katyuşa’ya iyice bakan Dmitriy ruhunun derin ve acı bir değişimin içinde olduğunu sezinliyordu. Tacir Smelkov Mavritanya Otelinde
DirilişLev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202521,5bin okunma
Puan vermedi·61 syf.··
2026 79. kitabı
·
14 saatte okudu
·
Okunma: 17 Mayıs 2026 21:46
İnsan ruhunun en büyük araştırmacılarından biri olan Gorki (1868-1936), genellikle özyaşam öyküsel olan edebiyat eserlerinde insanı iradesi ve iradesizliğiyle, yeteneği ve yeteneksizliğiyle, en çelişkili, en insani yönleriyle anlattı. Yaşamın her katmanından insanları anlatan edebiyatıyla hem çarlık döneminde, hem de yeni Rusya’da dile gelmemiş hayatların gür sesi oldu. Bu öyküler derlemesinde yer alan ve 19. yüzyıl sonunda Rusya’nın engin bozkırlarına, sayısız şehrine dağılmış değişik kesimlerden insanları anlatan öykülerde öne çıkan tema, olağan hayat içindeki yakıcı umut öğeleri ve bütün kahramanların ortak yanı olan özgürlük arzusudur. Bu dönemin öykülerindeki insanlar genellikle dipten gelen insanlardır ve hayatı farkında olmadıkları bir sabırla tanımaya çalışırlar. Yıllar sonra biri tutuklu biri gardiyan olan iki arkadaş, işyerinde hakkını ve makaleye yaptığı eklemeyi savunan “bozguncu” şaşırtıcı bir şekilde evrensel karakterler
İki ArkadaşMaksim Gorki · Can Yayınları · 2002189 okunma
10/10
·416 syf.·
2026 71. kitabı
1917 Kırım. Kırımın varlıklı toprak sahiplerinden, annesiz büyümüş kendinden 20 yaş büyük Seferşah ile evlenen Habibe hanım’ın en küçük çocuğu olarak dünyaya gelir Şefika Hanım. Tatar Türkü bir kız..Varlığın içine doğsa da iç savaş ve yokluk kapıdadır. 1921, Lenin’in Kızıl Ordu’suna yenilen Beyaz Ordu ( çarlık yanlıları, monarşistler, milliyetçiler, anti-komünistler ve farklı sağ grupların genel ittifakı ) Rus İç Savaşı’nın “son perdesi”nin yaşandığı Kırım’a kadar kaçtı, tesadüf değildi stratejik bir hamleydi. Sevastopol Limanı’ndan kaçabilmek içindi ancak siviller de yolun sonunu görüp İstanbul’a kaçmaya karar verdiler. Ve tüm çiftliği, toprakları bırakıp bir beze sarılı mücevher ve altına indirgenen zenginliğiyle Akmescit’e göçer Şefika Hanım. Okula başlar. Her dersi Rusça almak zorunda. Hem derin bir yoksulluk hem öğreneceği ikinci dilin zorluğu omuzlarında.. Seferşah her fırsatta tutuklu ve sorguda. Kırım’da bir tehdit gibi görünüyor. Yahudi bir lise arkadaşı son uyarıyı yapınca da şehri terkedip Stalingrad’a göçe karar verir. 1930, Şefika 13 yaşında.. Seferşah’ın bir zamanlar varlıklı , toprak sahibi bir aristokrat olması 37 yılına kadar çocuklarının yakasını bırakmamış. Okula başla kimliğin öğrenilsin atıl, askere git atıl, işe gir atıl, fabrikaya git atıl.. Her yerden sürülmüşler, daima. Bunlardan biri de abi İzzet, Tıp Akademisi’nin gözde öğrencisi. Şefika da nihayet burs bulup üniversite için hazırdır. Edebiyat okuyacak. Öğretmeninden azar işitse de, matematik zekasının hakkını vereceği bir bölüme gitmesi tavsiye edilse de, o kalbinin sesini dinler.. 40’lı yıllar.. Alman zulmü Rus-Yahudi katliamı için Stalingrad’da. Tatar olduğunu kanıtlamakla uğraşan Seferşah’ın çocukları ordan oraya göçer durur. Öldürülmekten son anda babalarının ismi sayesinde
Annem ŞefikaNuriye Ortaylı · Kronik Kitap · 202653 okunma
İnsanı, insan yapan nedir?
9/10
·168 syf.··
2026 17. kitabı
“İnsanın Anlam Arayışı”; yaşadığımız ya da gelecekte yaşanılacak durumlara, hayat yolundaki yürüyüşümüzde karşılaşabileceğimiz çeşitli durumlara ışık tutan bir kitap. Kitapta anlatılan olaylar gerçek hayattan kesitlere yönelik şahitliklerdir. Bu şahitlikleri anlatan kitabın yazarı, ağır koşullarda sınanmış bir kişi. Bu nedenle yazarın tecrübesi; soyut değil, somut ve gerçeklere dayalıdır. Dolayısıyla bu kitap, okuyan kişi üzerinde etki bırakıyor. Yazarın kitapta yer alan şu cümlelerine atıf yapmakta yarar var: “Nöroloji ve psikoloji gibi iki alanda çalışan bir profesör olarak, bir insanın biyolojik, ruhsal ve toplumsal koşullara ne ölçüde tabi olduğunun tam anlamıyla farkındayım. Ama ben iki alanda birden profesör oluşumun yanı sıra, dört kamptan -yani toplama kamplarından- sağ çıkmış ve bu nedenle insanın düşünülebilecek en kötü koşullara bile görülmemiş ölçüde direnip göğüs germe yetisine tanıklık etmiş bir insanım.” Kamplar mı? Kampların adı “Auschwitz”. Bu kamplardaki koşullar çok kötü. Ne kadar mı? Kitabı okurken satırlarında bu sorunun açık bir cevabını bulacaksınız. Bununla birlikte kitabı okudukça, kamplardaki ağır koşullarda, hayatla ölüm arasındaki ince çizgiyi de görebilirsiniz. Kitaptan “Oturup Bavyera manzarasına, dikenli tel örgüleriyle çevrili uzaktaki mavi tepelerin çiçeklerle bezeli eteklerine bakıyordum. Özlem yüklü hayaller kuruyordum...” cümlelerini okuduğunuzda, kendi hayallerinize sürüklenip, kurduğunuz hayalleri ve umutlarınızı hatırlayabilirsiniz. Yazarın özgürlüğe kavuştuktan birkaç gün sonrasına ait bir anlatımı ne güzel: “Aklımda tekrarlayıp durduğum tek bir cümle vardı: ‘Daracık hücremden Tanrı’ya yakardım, o da bana özgürlükle yanıt verdi.’” Kitapta; özgürlüğüne kavuşan bir tutuklunun daha fazla ruhsal bakıma ihtiyaç duyduğu
İnsanın Anlam ArayışıViktor E. Frankl · Okuyan Us Yayın · 202651,2bin okunma