Mağlup mu desem, mahçup mu?
Ama ikisi de değil,
Ben garip, sen güzel, dünya mutlu...
Öyle tuhafım bu akşamüstü,
Sevgilim,
Canavar götürür gibi
İki yanım, iki süngü...
Nasıl ki aynı zincir hem nöbetçiyi hem tutuklu eri birbirine bağlarsa, hiç benzemeyen şeyler de birbirlerine eş olurlar: Umudu korku izler. Bu iki duygunun birbirini izlemesine şaşma. İkisinin ruhu da kararsızdır, ikisi de geleceğin bekleyişi içinde endişelidir. İkisinin de en büyük nedeni, bugüne uymamamızdan, düşüncelerimizi hep ileriye atmamızdan ileri gelir. Bu yüzden insan türünün en büyük nimeti olan ileriyi görme niteliği, bir kötülüğe dönüşmüştür. Vahşi hayvanlar gördükleri tehlikelerden kaçarlar. Kaçıp kurtuldukları zaman da güven duygusu içindedirler artık. Oysa bize hem gelecek hem de geçmiş işkence eder. Elimizin altındaki bir çok nimet zarar verir bize: Bellek, korkunun işkencesini geri getirir, öngörme onun önüne geçer. Hiç kimse sadece o günün sorunları yüzünden mutsuz değildir ki!
Kamplardaki toplumsal yaşam şartları ,önceki sosyal konumları ve eğitimleri ne olursa olsun, hem Almanları hem de sürgün edilenleri, muazzam bir tutuklu kitlesini...hayvan içgüdüsünün ilkel reflekslerine büsbütün boyun eğen dejenere bir güruha dönüştürmüştür.
sen ki içimin sabahçı kahvelerinde
tutuklu sendikacıları bekleyen
çok bulutlu koskoca bir gök emrinde
dört tarafa paldır küldür genişleyen
sustaları açılmış ince minareler