TENİMİZİ EZEBİLİRSİNİZ... AMA... RUHUMUZU ASLÂ...
(...) Daha sonra, kanunlarda yapılan değişikliklerle birçok siyasî tutuklu ve hükümlüyle beraber Salih Mirzabeyoğlu da tahliye oldu. Çıktığı ânda da, gözaltına alınmasından gördüğü işkenceye kadar, hukuk dersleriyle dolu olan “İşkence” kitabını yazdı. Kitab, işkencenin ne olduğunu, nasıl yapıldığını, zaman zaman ironik, zaman zaman küfürlü bir üslûbla anlatıyordu. Büyük ilgi gördü. Kitabın, arka kapak yazısı çok ünlü oldu; Metris’teki İbdacıların bulunduğu koğuşun duvarına çizilmiş ve yazılmış olarak yıllarca orada durdu: "Tenimizi ezebilirsiniz… Ama… Ruhumuzu asla… Onu ne işkence zapteder, ne kelepçe, ne pranga… Gülümser durur inancımız, hürriyet buudunda sonsuzca… Bizi edebilirsiniz, evimizden, tenimizden… Ama dinimizden?.. Çok şükür… Pişmanlık uğramadı semtimizden… Ya siz?.. Ezelî pis, hayvancıklar… Neye yaradı işkenceniz?.. Dünyanız kara, ahiretiniz zift… Sizi bekliyor cehenneminiz!.."
İŞKENCE, -Hukuk ve Hûk-, 5 Ağustos 2012, Çarpıcı Kitap·Kitabı okuyor
İşkence
Tutuklu ülkesine döndüğünde... içerleme duymaya ve onca şeyi neden yaşadığını kendi kendine sormaya başlıyordu. Hemen her yerde aynı sözleri -“Bilmiyorduk," veya “Biz de acı çektik"- duyunca, kendi kendine soruyordu: Gerçekten bana söyleyebilecekleri daha iyş bir şey yok mu'
Reklam
Bir zamanlar tutuklu olan bu insanlar sık sık şunu söyler: “Yaşadıklarımız hakkında konuşmayı sevmiyoruz. Onlan yaşamış olanların hiçbir açıklamaya ihtiyacı yok. O olayları yaşamayanlar ise ne o zaman hissettiklerimizi ne de şimdi hissettiklerimizi anlayabilir"
Biraz geriler dediğim tarih 1944-1945 yılları ve o zamanın mühim tarihî olayı da Türkçüler davasıdır. Yer-leri değiştirilen, fakat meslek ve maaşlarından mahrum edilmeyen bugünkü kıyılan öğretmenlere karşı, ki hepsi birer suçla bu işleme tâbi tutulmuştur, 1944'te birçok öğretmen hiçbir suçları olmadığı halde mevkîlerinden, maaşlarından ve hürriyetlerinden mahrum edilmişler, aylarca, bazıları bir buçuk yıl tutuklu kalmışlar, sonunda hiçbir suçları olmadığı Sıkı Yönetim Mahkemesince anlaşılarak beraat etmişlerdir. Yerleri değiştirilen ilkokul öğretmenlerine karşı pek şefkatli ve merhametli olan İsmet İnönü, 1944'te suçsuz öğretmenleri "fasid öğretmen" diye 19 Mayıs nutkunda damgalamış, bu öğretmenlerin hücrelerde, tabutluklarda, yeraltı odalarında ızdırap çekmelerine seyirci kalmıştır. Hem de o öğretmenlerin hepsi yüksek öğretmenlerdi. Bir tanesi Türk Tarihi Profesörü Zeki Velidî Togan'dı. Milletlerarası ünü olan bir bilgindi. Bir tanesi merhum Hüseyin Namık Orkun'du. Ankara Eğitim Enstitüsü ve Polis Koleji tarih öğretmeniydi. Bir tanesi Edebiyat Öğretmeni Orhan Saik Gökyay'dı. O sırada Ankara Konservatuarı müdürlüğünde bulunuyor ve kendisi de viyolonselist olan İsmet İnönü tarafından sık sık ziyaret ediliyordu. Bir tanesi Edebiyat Öğretmeni Nejdet Sançar'dı. Balıkesir Lisesi Edebiyat Öğretmeniydi. Bir tanesi bendim: Boğaziçi Lisesi Edebiyat Öğret-meniydim. Bir tanesi Bedriye Atsız'dı. Erenköy Kız Lisesi Tarih Öğretmeniydi. Bunların dışında bir de tutuklanmayarak yalnız bakan-lık emrine alınan Reşide Sançar vardı ki o da Balıkesir Lisesi Fizik-Kimya Öğretmeniydi. Bu yedi öğretmene karşı yapılan muamele kıyıcılık değildir; normaldir. Ama bir öğretmen solcu olur da sol-culuk propagandasından veya ahlâksızlığından dolayı başka yere gönderilirse işte o zaman onun adı
Sayfa 294 - 295 Ötüken, Şubat 1969·Kitabı okuyor
Kalem, üç parmağımın arasından yoluna düşer. Bir satırdan ötekine geçerken, hem kendisini, hem de onu kullanan kişiyi içinde tutuklu kılacağı bir labirent örmeye koyulduğunun farkındadır. Katlanmak olsa gene iyi, gün gelir harflerinde hapsoluşundan hazlar devşirir. Yazmak, en sonunda ötekine ulaşacak bir patika, sokak, cadde, anayol kurmak olsa da, önce insanın kendi kendisine doğru yolcu çıkışıdır.
Sayfa 81·Kitabı okuyor
Hayatım boyunca nasıl davrandıysam aynı şekilde yaşamama rağmen kendimi tanımlayamıyor, başkalarının beni gördüğü gibi göremiyor, bedenimi önüme koyup didik didik ederek, onu başkalarının gördüğü gibi görmeye çalışıyordum. Bir aynanın önünde dikildiğimde kendi içimde tutuklu kalmış gibi hissediyor, her hareketim benden bağımsız gerçekleşiyormuşçasına, her davranışımın düşsel ve yapmacık olduğunu varsayıyordum. Yaşadığımı göremiyordum.
Sayfa 21·Kitabı okuyor
Alıntı
Reklam
Reklam