Muhtemelen hepimizin hayatında çevresindekilere karşı aşırı fedakâr davranan, onaylanmak için her şeyi yapan biri bulunur. Bazen öyle dayanılmaz durumlara katlanır, öyle apaçık sömürülür ki, omuzlarından tutup sarsmak, "Nasıl bu kadar saf oluyorsun, gerçeği görmüyor musun, neden bunlara katlanıyorsun? " diye haykırmak isteriz. Oysa karşımızdaki kişi ne saftır, ne aptal, ne de gözlem yeteneğinde bir sorun vardır. Buradaki sorun temel bir gerçeği yadsımamızdan kaynaklanır: Aynı dünyada yaşadığımızı varsayarız.
Bir düşünelim; diyelim ki etrafımız bizden güçlü, saldırgan, kocaman yaratıklarla çevrili. Onların yanında biz pek bir narin, kırılgan ve zayıf kalıyoruz. Tek hareketleriyle öldürebilirler bizi. En doğru stratejimiz ne olurdu? Onların suyuna gitmek ve bizi sevmelerini sağlamak. Onaylanmaya aşırı muhtaç kişinin zihni sanki sürekli böyle tehditkâr bir ortamdaymış gibi tetikte bekler.
Biraz genlerden, biraz geçmişten, biraz kültürden kaynaklanır bu. Sevilmek ve onaylanmak o kadar dürtüseldir ki bunu elde etmek için her şeyi yapar. Dolayısıyla her şeyin dışarıdan nasıl göründüğünü anlatmak nadiren işe yarar. Onunla oturup tartışsanız, neden bu kadar sevilmek, onaylanmak istediğini sorsanız şaşırmış bir şekilde bakar size:
Hepimiz sevilmek ve onaylanmak istemez miyiz?