Ağlamanın işe yaramadığını bilenlerdendim. İnsan aşırı acı çektiğinde bir an gelir ki artık umursamaz, hatta duyarsız olurdu. Acıya alıştığından değildi, acıyı yok edemeyeceğini kabullenişti artık... Pes edişti, bırakıp vazgeçişti. Sen kendi yaralarını sarıp sarmalamazsan herkesin elinde taşıdığı tuzluk uzaktan bile can yakardı. Artık kimsenin tuz basmasına gerek kalmazdı. Yaralı veya zayıf olduğunu belli edersen güçlünün hedefi olurdun. Aslan ormanda ava çıktığında ilk olarak âcizi yakalardı. Herkesin yarası farklı kanardı ancak iyileştirmenin yolu tekti. Kabullenmek, affetmek ve yola devam etmek cevaptı. Acılar, yaralar ve izler geçiyordu. Zamanla unutuluyordu. Ben de bunu kendime öğretmiştim.
Dilek Kartal – Taşı Kim Atacak
kısa boylu bir kadınım ben
bundandır boyumdan büyük ne yazsam
ne yapsam; yaşımı kestirmeniz güç
başıma bakarsınız oysa, gülünçtür
belki durup narin nazenin
bir elif miktarı evet evet
ya da kalıp biraz pişmanlık biraz nostalgia
olmasaydı sonumuz böyle
**
çocuklar kalır bölünmelerden geriye
yetim çocuklar; ana dilleri öfke
**
besmeleni çek ve başla!
tumturaklı sözlere ihtiyacın yok buğzetmek için
**
biyoloji soğukkanlı:
insan doğar, büyür, yaşar ve ölür
sosyoloji: arada bir yerde de okula gider
ben: türk olduğunu öğrenir, doğru ve çalışkan
varlığını armağan etmeyi bir de
**
eğitim şart, okullar mühim tam böyle
dört bin isteyen bir dershaneyle
dershane isteyen bir düzen arasında
anneyim diyecektim
kapısı takılmamış sınıflar
sınıflar boyası yapılmamış
yakacak için ödenek var da
Bir gün sofrada tuzluk yok diye, başka bir gün sofrada tuzluk var diye bağırırdın. Tuzluğu ne yapacağını bilemediği gibi hayata tutunup tutulmamaya da karar veremedi.
Bir gün sofrada tuzluk yok diye, başka bir gün sofrada tuzluk var diye bağırırdın. Tuzluğu ne yapacağını bilemediği gibi hayata tutunup tutulmamaya da karar veremedi.