Kış olanca ağırlığıyla bastırmadan önce ağaçları ürperten son yumuşak esintilerde ümit yüklüdür. Bir şarkının tam ve kesin sessizlikten önceki notalarında ümit duyulur. Sonra ölüm, siyah kadife perdenin önünde selamını verir. İnanmayışın, buruk bir
bekleyişin aldatıcılığıyla avunursunuz. Dün, bugüne dönmemiş gibidir. Bugünün de yarın olmasını istemezsiniz. Çünkü yarın olduğunda iş işten geçmiş olacaktır.
Gözlerimi açtım.
Bütün çocuklar karanlıktan korkar ve ben de korkuyorum. Çünkü benim için karanlık, oyun için gözlerime taktığım ve bir daha çıkaramadığım bir fular gibi.
"İnsan bir şeylere inanır, çünkü onlara inanmaya şartlandırılmıştır. İnsanın kötü nedenlerle inandığı şeyler için başka kötü nedenler bulmak, işte felsefe budur. İnsanlar Tanrı'ya inanırlar çünkü öyle şartlandırılmışlardır."
" Köklerini kazıdınız. Evet, kesinlikle sizin tarzınız. Katlanmayı öğrenmek yerine tatsız olan her şeyin kökünü kazımak. Hangisi daha onurludur usumuzca, acımasız kaderin sapan taşlarına ve oklarına katlanmak mı, yoksa silah kuşanıp karşı koyarak son vermek mi dert yağmuruna..... Ama siz bunların hiçbirini yapmıyorsunuz. Ne katlanıyor, ne de karşı koyuyorsunuz. Yalnızca sapan taşlarını ve okları siliyorsunuz yeryüzünden. Kolayına kaçıyorsunuz."
Sırf insanların yokluğunu çektiği için kendini ölümün kollarına bırakmıştı aslında, ufacık bir komediyle kandırılabilen bu kıt akıllı sersem Insanların. Ölüm denen şey kolay geldi ona, hatta ölürken gülümseyebiliyordu insan,gerçekten,denedi, hem de pek güzel gülümseyebiliyordu ve ölüm geldiğinde güzel ve huzurlu, doğaüstü mutlulukla ışıldayan bir
yüze sahip olmak hiç de güç değildi.