Karanlık, söyle bana, bu son mu?
"Bak!"
Karanlık deniz ağır ağır kırılıyor—içinde kırmızımsı bir parıltı yayılıyor—kan gibi—ayaklarımızın dibinde bir kan denizi köpürüyor—denizin derinlikleri parlıyor—ne kadar tuhaf hissediyorum—ayaklarımdan mı asılıyım?—Deniz mi yoksa gökyüzü mü? Kan ve ateş bir top halinde birbirine karışıyor—dumanlı örtüsünden kırmızı ışık
fışkırıyor—kanlı denizden yeni bir güneş alev alev
kaçıyor ve en derinlere doğru parıldayarak
yuvarlanıyor—ayaklarımın altında kayboluyor.
Etrafıma bakıyorum, yalnızım. Gece çöktü. Ammonius ne dedi? Gece sessizlik zamanıdır.
Dark one, tell me, is this the end?
“Look!”
The dark sea breaks heavily—a reddish glow spreads out
in it—it is like blood—a sea of blood foams at our feet—the
depths of the sea glow—how strange I feel—am I
suspended by my feet?—Is it the sea or is it the sky? Blood
and fire mix themselves together in a ball—red light
erupts from its smoky shroud—a new sun escapes blazing
from the bloody sea, and rolls gleamingly toward the
uttermost depths—it disappears under my feet.
I look around me, I am alone. Night has fallen. What did
Ammonius say? Night is the time of silence
Sona geldiğimizi sanıyoruz,oysa aslında henüz baştayız.
Kapının kilitli olduğunu düşünüyoruz, ama anahtar elimizde.
Bilim bize kaba malzemeyi verir,neden daha ileri gidip inşa etmeyelim ki ? Temel öncüller elimizde,neden inat edip sonuç çıkarmayalım ki ?