Puanım: 9 / 10 (Yine geç kalmışım)
9/10
·479 syf.··
2026 25. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 05 Nisan 2026 23:38
İlk kitaptaki o puslu ve mistik çöl havasından sonra, Stephen King bu kez tempoyu öyle bir yükseltiyor ki sayfaları nasıl çevirdiğinizi şaşırıyorsunuz. Üçün Çekilişi, serinin sadece bir devam kitabı değil; Roland’ın evrenini bizim dünyamızla ve zaman döngüleriyle muazzam bir şekilde bağlayan bir kurgu dehası. Roland, tekinsiz bir denizin sahilinde ölümcül yaratıklarla ve hastalıkla pençeleşirken, kumsalda sadece başka dünyalara ve zamanlara açılan gizemli kapılar bulur. Kuleye giden yolda ona eşlik edecek olan "Üçü" çekmek zorundadır: Mahkum (Eddie Dean), Gölgelerin Hanımı (Odetta) ve İttifakçı (Jack Mort). King’in 1980'lerin New York'u ile Roland'ın "yerinden oynamış dünyası" arasında kurduğu o paralel geçişler, kültür şokları ve karakter analizleri gerçekten kusursuz. Eddie’nin eroin bağımlılığıyla ve geçmişiyle mücadelesi, Odetta’nın zihnindeki o tehlikeli bölünmeler ve Roland’ın bizim dünyamızın ilaçlarına, arabalarına, hatta şekerine verdiği o saf tepkiler hikayeyi inanılmaz sürükleyici kılıyor. İlk kitaptaki o yalnız silahşor imajı, yerini hayatta kalmak için birbirine tutunmak zorunda olan, yaralı ama güçlü bir "Ka-tet"in (kader birliği) doğuşuna bırakıyor. Aksiyonun, psikolojik derinliğin ve paralel evren teorilerinin havada uçuştuğu, King’in hayal gücünün sınırlarını zorladığı bir şaheser. Artık Roland yalnız değil ve Kule'ye giden yol çok daha tehlikeli ama bir o kadar da büyüleyici!
1000Kitap
Üç'ün ÇekilişiStephen King · Altın Kitaplar · 20061,715 okunma
Meh
5/10
·192 syf.··
2026 1. kitabı
Manga okumayalı uzun zaman oldu özlemişim. Kitaba gelirsek bence sıkıcıydı ve merak duygusu uyandırmadı. Bitsin diye okudum ilk üç hikayeden sonra. Çizimler çok güzel tabi ki en sevdiğim Junji ito. Gerçi olay örgüsü bekleyemeyiz 5 ayrı hikaye. Gene de daha ilginç olabilirlermiş. Zaman geçirmek için okunur
Korku DağıJunpei Azumi · Tokyo Manga · 2024134 okunma
Reklam
10/10
·152 syf.··
Beğendi
·
2026 51. kitabı
Murray Stein & Elena Caramazza – Jungcu Psikolojide Zamansallık, Suçluluk ve Kötülük Problemi İnsan ruhu, keşfedilmeyi bekleyen uçsuz bucaksız, karanlık bir coğrafya. Bu kitap, o coğrafyanın en tekinsiz dehlizlerine doğru yapılan derin bir kazı çalışması niteliğinde. Murray Stein ve Elena Caramazza, analitik psikolojinin sınırlarını genişleterek felsefi, mitolojik ve edebi bir sorgulama alanı açıyor. Metin; doğrusal zamanın ağırlığını, vicdanın sızısını ve varoluşun en çiğ gerçeği olan karanlığı edebi bir derinlikle masaya yatırıyor. Bireyin kendi gölgesiyle yüzleşmesini anlatan bu eser, insan doğasının parçalanmışlığını ve yeniden bütünleşme çabasını anlamak adına sarsıcı bir kılavuz. Eser, insan varoluşunun üç büyük düğümünü merkezine alan üç ana bölümden oluşuyor: 1. Bölüm: Zamansallık (Ruhun Kronolojik Kıskacı) Bu bölümde, modern insanın doğrusal zaman (Kronos) içindeki sıkışmışlığı ve bilinçdışının zamansız, döngüsel yapısı inceleniyor. Ruhun mitolojik zamana ve köklere duyduğu hasret, psikolojik krizler üzerinden temellendiriliyor. "Bilinçdışı için dün, bugün ve yarın yoktur; o, her anı eşzamanlı yaşayan kadim bir anlatıcıdır." 2. Bölüm: Suçluluk (Bireyleşmenin Sancılı Eşiği) İkinci bölüm, suçluluk duygusunu bireysel bir patoloji olmaktan çıkarıp kolektif bir boyuta taşıyor. Jungcu ekolün en önemli aşaması olan "bireyleşme" sürecinde, suçluluk duygusunun insanı kendisi olmaya zorlayan dönüştürücü gücü anlatılıyor. "Gölgesiyle yüzleşmeyen insan, suçluluk duygusunu bir pranga gibi taşır; oysa bu sancı, ruhun kendi kendini doğurma çabasıdır." Üçüncü Bölüm: Kötülük Problemi (Karanlığın Somut Gerçekliği) Son bölümde, kötülük kavramı teolojik ve psikolojik açılardan masaya yatırılıyor. Kötülüğün sadece "iyiliğin yokluğu" olmadığı, insan doğasında ve mitlerde somut,
Jungcu Psikolojide Zamansallık, Suçluluk ve Kötülük ProblemiMurray Stein · Albaraka Yayınları · 20261 okunma
"Lanetli Avlu" Üzerine
Puan vermedi·108 syf.··
2026 1. kitabı
İmparatorluğun Gölgeleri Arasında Bir Araf: Lanetli Avlu'nun Dramatik Mimarisini Okumak Edebiyat dünyasında "Nobel" etiketine sahip eserlere ve yazarlara yaklaşırken içimde beliren temkinli tutum, zaman zaman da haklı önyargı; siyasi konjonktürlerin edebi liyakatin önüne geçtiği şüphesinden beslenir. Ancak İvo Andriç’in *Lanetli Avlu*’sunun kapılarından içeri adım attığımızda bu şüphenin yerini hızla derin bir sanatsal saygıya bıraktığını görüyorsunuz. Andriç, bu kısacık ama hacmi kendinden menkul romanında, Balkanlar'ın iç içe geçmiş, karmaşık ve çok sesli ruhunu hamasi bir kimlik siyasetine kurban etmeden, doğrudan "insan doğası" üzerinden evrenselleştirerek madalyayı edebi bileğinin hakkıyla taşıdığını kanıtlıyor. Kitabın ismine de ruhunu veren "Avlu", salt fiziksel bir tutsaklık alanı değildir. Sınırları üç kıtaya yayılan koca bir imparatorluğun kusursuz bir mikrokozmosudur. Andriç, Osmanlı İstanbul’unun o devasa demografik haritasını bu hapishane duvarları arasına sıkıştırarak adeta bir Babil Kulesi inşa eder. Bosnalı bir Katolik rahip, İzmirli bir Yahudi, Anadolulu bir Türk, Bulgar tüccarlar, Gürcüler, Araplar ve şehrin tekinsiz karanlıklarından kopup gelmiş sıradan suçlular... Bu mekânsal kurgu, metne muazzam bir teatrallik katmaktadır. Okurken kalabalık bir oyuncu kadrosunun dinamik bir koro işlevi gördüğü, ışık ve gölge oyunlarıyla seyirciyi sürekli tetikte tutan klostrofobik bir tiyatro sahnesinin tam ortasında olduğunuzu hissedersiniz. Farklı dillerden ve milletlerden gelen bu karakterler, kendi ulusal veya dini kimliklerinden koparak otorite karşısında ortak bir "hapishane kimliği" inşa ederler. Avlu, tarihin ve insanlık trajedilerinin sahnelendiği; imparatorluğun tüm sinir uçlarının gelip düğümlendiği ana dekordur. Bu kalabalık ve uğultulu sahnenin
Edebiyat
Lanetli Avluİvo Andriç · İletişim Yayıncılık · 2020458 okunma
8/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2026 65. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 09:36
"İdam cezası adaleti mi tesis eder yoksa toplumsal-siyasal çerçevesi dışında düşünülemeyecek cürümlerin yükünü tek bir bireyin sırtına yükleyerek kolaycı bir adalet yanılsaması mı yaratır? Büyük yazar Victor Hugo, bir idam mahkûmunun kendi kaleminden aktardığı hikâyesinde işin insani boyutuna dikkat çekerken ağır bir toplumsal eleştiri de yapıyor aslında. Giyotinle yapılan infazların halk arasında coşkuyla karşılandığı bir dönemde Hugo'nun esere yazdığı önsöz ise, bugün dahi güncelliğini koruyan insani-toplumsal sorunlara dikkat çeken bir hukuk felsefesi dersi adeta." Kitabın arka kapağında bu açıklama var. Üç bölümden oluşuyor kitap. 1832 yılında kaleme alınmış bir "Önsöz" ile başlıyor. 1832 yılında Osmanlı Padişahı modernleşme adımlarıyla tanınan ve Yeniçeri Ocağı'nı kaldıran II. Mahmud idi. Saltanatı 1808 ile 1839 yılları arasında sürmüştü. Nereden çıktı bu bilgi şimdi. Önsöz'de şöyle diyor Hugo; "Rezil makine Fransa'dan çekip gidecek, buna güveniyoruz ve bizim ona indireceğimiz darbeler sayesinde, Tanrı'nın izniyle topallayarak gidecek. Konukseverliği başka yerlerde arasın, medeniyete ayak uydurmaya başlayan Türkiye'ye değil, onu istemeyecek vahşilere değil, ama barbar bir ülkeye, medeniyetin basamaklarından biraz daha aşağı inerek Rusya veya İspanya'ya gitsin." İkinci bölüm ise 1832 tarihli üçüncü baskıda yer alan "Bir Trajedi Hakkında Bir Komedi" diyalog şeklinde bir önsöz. Açıkcası bir ve ikinci bölümleri okuduğumda ben bunu neden okuyorum hissiyatındaydım. Üçüncü bölüm; "Bir İdam Mahkumunun Son Günü" "Yeter ki burada yazdıklarım bir gün birilerinin işine yarasın, hükmünü vermeye hazır yargıcı durdursun, masum veya suçlu bedbahtları, benim gibi can çekişmeye mahkûm edilmiş birilerini kurtarmış olsun. Neden? Ne için? Bunun ne önemi var? Kafam kesildiğinde
Bir İdam Mahkûmunun Son GünüVictor Hugo · Kırmızı Kedi Yayınevi · 2022152,3bin okunma
İsmimiz kaderimizi etkiler mi ?
Puan vermedi
Sevdim bir ilk roman olmasından kaynaklanan küçük aksaklıkları saymazsak gayet başarılı ve keyifle okunan bir kitap . İsimler hep güncel bir konu. Bazen karşılaştığımız en farklı, en eğlenceli isimler üzerine saatlerce konuşuyoruz. Bazen günümüz ebeveynlerinin farklı isimler koyma çabası sosyal medyanın diline düşüyor isimler kişiliğimizi ve kaderimizi etkiliyor mu üzerinde pek uzlaşılamayan bir soru olarak kenarda bekliyor. Ben her yönümüzü etkilediğine inanıyorum. . 1987-2022 arasında geçen roman, eski bir balerin olan Cora ile doktor eşi Gordon’un ikinci çocuklarının isminin koyulup kimliğinin çıkarılması gereken sahne ile başlıyor. . Aile geleneğine göre koyulması gereken yüksek tepe anlamına gelen Gordon ismi , Cora’nın içine sinmemektedir. Ailenin ilk çocuğu Maia kardeşine Bear adını vermek ister , bir ayı gibi güçlü , sevecen ve cesur olsun diye. Cora’nın gönlünden gök baba anlamına gelen Julian geçmektedir. Ama kocasının isteğine uymazsa başına gelecekleri az çok tahmin de etmektedir. . Kitap her isim ile çocuğun dolayısıyla ailenin kaderinin nasıl yazılacağı üzerine kurulu ve böylece üç farklı hikaye okuyoruz. Bear , Julian ve Gordon… Tek kişi üç farklı olasılık… . Üç hikayenin en önemli ortak noktası baba Gordon’un şiddet faili, istismarcı bir zorba olması ve eşi Cora’yı bir hapishanede yaşatırken sadistçe, fiziksel ve psikolojik şiddete maruz bırakmasıdır.Gordon’un sahneye her çıkışında boguldum, nefesim kesildi. En nefret ettiğim roman kahramanları sıralamasında üst sınıra yerleşti .
İsimlerFlorence Knapp · Domingo Yayınevi · 2026381 okunma
Reklam
Reklam