Güneş ve Onun Çiçekleri, Rupi Kaur’un her yıl Şubat ayında yeniden okuduğum üç kitabından biri.
Süt ve Bal benim için daha çok yara, kırılma ve iyileşmenin ilk sesi gibiyse; Güneş ve Onun Çiçekleri biraz daha büyüme, kendine dönme, kök salma ve yeniden açma hali gibi geliyor bana. Bu yüzden bu kitabı her okuyuşumda başka bir yerinden yakalanıyorum.
Rupi Kaur’un şiirlerinde sevdiğim şey, duyguyu uzatmadan söyleyebilmesi. Bazen sadece birkaç satır okuyorsunuz ama o birkaç satır, insanın içinde uzun zamandır sessiz duran bir yere dokunuyor. Güneş ve Onun Çiçekleri’nde de bunu çok hissettim. Aşk, kayıp, göç, aile, kadın olmak, beden, aidiyet, iyileşme ve insanın kendini yeniden kurma hali kitabın içinde çok sade ama güçlü bir şekilde yer alıyor.
Bu kitabı benim için özel yapan şeylerden biri de her yıl aynı sayfalara farklı notlar almam. Daha önce altını çizdiğim bir satır bu sene bana eskisi kadar dokunmayabiliyor; hiç fark etmeden geçtiğim bir sayfa ise bu kez beni uzun uzun düşündürebiliyor. Kitap aynı kitap ama ben her yıl başka bir yerden okuyorum. Sanırım Rupi Kaur’un kitaplarına dönmeyi sevmemin sebebi biraz da bu.
Güneş ve Onun Çiçekleri bana en çok insanın sadece kırılmadığını, aynı zamanda yeniden büyüyebildiğini hatırlatıyor. Bazı şiirler çok kısa ama insanın içinde uzun bir yol açıyor. Özellikle kendine değer verme, geçmişten kopabilme, ait olduğu yeri arama ve kendi sesini yeniden bulma tarafı bende güçlü bir etki bırakıyor.
Rupi Kaur’un dili herkes için aynı etkiyi yaratmayabilir. Bazı okurlara fazla sade gelebilir, bunu anlayabiliyorum. Ama benim için bu sadelik kitabın en güçlü tarafı. Çünkü bazen karmaşık cümlelere değil, doğrudan içinden geçen şeyi söyleyen birkaç satıra ihtiyaç duyuyorsun. Bu kitap da bana bunu veriyor.
Güneş ve Onun Çiçekleri