İnsanın acısına inandım. Kimse diz çökmesin, dedim. Yazdım.
Sözlerim insandan acıydı. Dünyanın bütün harflerini okudum.
Önce anladım. Sonra anlamadım. İnsan sonsuzdu. Zaman sonsuzdu. Ölüm sonsuzdu. Üç sonsuzluk içinde sevdim. Acı inceldi, güzelleşti. Dünyaya inandım.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Sunuş
H. Bahadır Türk ile H. Emrah Beriş'in hazırlamayı önerdikleri, önermekle de kalmayıp eski yazılarımdan seçerek topladıkları bu kitabın yayımlanması beni pek mutlu etti.
Aslında, ben fazla yazmadım. Başlıca iki kitabım var: Tür-kiye'de Sol Akımlar I: 1908-25 (ve II: 1925-36) ile T.C'nde Tek-Parti Yönetiminin Kurulması: 1923-31. Bunların ilki 1967'de (ve devam cildi 1991'de), ikincisi de 1981'de çıktı. Her ikisinin sonra-dan genişletilmiş çeşitli basımları oldu. Ama çok çeviri yaptım: Aristoteles'ten D. Hume'a, Th. Jefferson'a, S. M. Lipset'e, E. Barker'a, Karl R. Popper'den, P. Burke'e, I. Berlin'e, I. Diakonoff'a kadar birçok önemli yazarın yapıtlarını Türkçe'ye çe-virdim. Ayrıca çeviri editörlükleri yaptım. İki de antoloji derledim: Batı'da Siyasal Düşünceler Tarihi (üç cilt) ve Sosyalist Düşünüş Tarihi (iki cilt). Tarih ve Toplum (1984-93) ile Toplumsal Tarih (1994-97) dergilerini kurdum ve yönettim.
Özyaşamöyküm (benimle söyleşi yapan Ayşe Erdem ve Yücel Demirel arkadaşlarımın bir dipnotunda belirttikleri gibi "monolog" niteliğindeki) uzun bir metin halinde yayımlandı: "Bir Tarihçinin Tarihçesi" [Cogito, Sayı 32 (Yaz 2002), s. 42-67).
Hiçbir siyasal partiye girmedim, her zaman muhalif kaldım; fakat yıllar boyu sivil toplum kuruluşlarında çalıştım: Siyasî İlimler Türk Derneği'nde, Helsinki Yurttaşlar Derneği'nde, Tarih Vakfı'nda.
Özgürlük, eşitlik, dürüstlüğe inandığım için, yapmaya çalıştığım incelemelerde hep eleştirici oldum. Genellikle kendi çevremden övgüler aldım, başkaları da bana saygı gösterdiler. Ne yazık ki, benim çalışmalarımı çok az kişi eleştirdi. Bir istisnayı burada memnuniyetle anmak istiyorum: Mete Çetik'in Toplum ve Bilim dergisinin "literatür eleştirisi" sayfalarında yayımlanan "Mete Tunçay'ın Türkiye'de Sol Akımlar'ı Üzerine" başlıklı
Sayfa 7 - Liberte Yayınları, Nisan 2006·Kitabı okuyor
Hep içeri bakan. Gereğinden fazlasını gören. Gereğinden fazlasını duyan. Nasıl devam edebilirim? Çift anlamlı kelimeler. Üç sembollu nesneler. Hiçbir sey eskiden olduğu kadar kolay değil
"Sakın tepenize bir sırça köşk kurmayınız! Ama günün birinde nasılsa böyle bir sırça köşk kurulursa, onun yıkılmaz, devrilmez bir şey olduğunu sanmayın. En heybetlisini Tuzla buz etmek için üç beş kelle fırlatmak Yeter."
İslam hukukunda, "belirli bir lafız ya da onun yerine geçen bir sözle nikâh bağının ortadan kaldırılması" şeklinde tarif edilen talâk cahiliye devri Arap toplumunda farklı şekillerde uygulanan bir prosedürdü. Bir erkek karısını boşamak istediğinde, "habluki alâ ğâribik (ipin/yuların boynundadır; artık serbestsin), "enti muhallâ kehâze'l-baîr" (bağından çözülüp salıverilmiş şu deve gibi artık serbestsin), "enti haliyyetün" (artık serbestsin) gibi kinayeli sözler kullanır ve böylece talâk gerçekleştirdi. Boşanmayla ilgili bu tabirler göçebe Arapların kültürünü yansıtmaktadır. Zira "talâk" kelimesi deveye atfen "bağından kurtulmak, bağını çözmek" anlamına gelmekte, "tâligun" kelimesi ise serbest ya da başıboş bırakılmış deveyi ifade etmektedir. Keza baîr, habl ve haliyye kelimeleri deve, ip/yular ve salıvermek gibi anlamlar içermektedir. Boşanma sırasında telaffuz edilen bu kinayeli sözler İslâmî dönemde de kullanılmıştır. İbn Ömer bu konuya dair şöyle demiştir: "Cahiliye devrinde bir adam karısına, 'enti haliyyetün' der ve bu söz üzerine kadın kocasından boşanmış olurdu. Bu söz İslam'da da [kinayeli] talâk ifadesi kabul edilir. Bir kişi talâk niyetiyle bu sözü telaffuz ettiğinde boşama gerçekleşir." Cahiliye devrinde boşama hakkı erkeğe aitti. Erkek karısına bir kez "Boşsun" (enti tâlikun) dediğinde evlilik nihai olarak sona ermez, dilediği takdirde karısına dönebilirdi. İkinci boşamadan sonra da aynı şey geçerli idi. Fakat üçüncü boşamanın ardından eşine dönmesi mümkün değildi. Rivayete göre cahiliye devrinin meşhur şairlerinden A'şâ bir kadınla evlenmiş, fakat kadının yakınları dayak tehdidiyle A'şâ'yı boşanmaya zorlamışlardır. Bunun üzerine A'şâ kadını bir kez boşamış, ancak kadının yakınları A'şâ'yı ikinci ve üçüncü kez boşamaya icbar etmişlerdir. Üç talâk İslam