Puan vermedi·305 syf.·
2026 9. kitabı
Osho'nun "Altın Gelecek" metniyle baş başa kaldığımda, kendimi hem bir yıkımın enkazında hem de muazzam bir inşaat sahasında gibi hissettim. Biliyorsun, genelde "gelecek" denince aklımıza robotlar, uçan arabalar falan gelir; ama Osho bize ruhsal bir teknoloji sunuyor. Bu metni okurken en çok canımı yakan ama aynı zamanda beni özgürleştiren şey, "geçmişin bir hastalık olduğu" tespitiydi. Gerçekten de, sırtımızda ne kadar çok ölü insanın yükünü taşıyoruz, değil mi? Dedelerimizin inançları, babalarımızın korkuları, toplumun "şöyle olmalısın" dayatmaları... Osho’nun "Zorba the Buddha" kavramı bence kitabın en dahice kısmı. Çünkü dünya bizi hep ikiye böldü: Ya dünyevi zevklerin peşinde koşan bir günahkar olacaksın ya da bir mağaraya çekilen ruhsuz bir aziz. Osho, "İkisini de ol!" diyor. Hem hayatın tadını çıkar, hem de içindeki o uçsuz buçaksız sessizliği koru. Bu denge, modern insanın o bitmek bilmeyen stresinin ve anlamsızlık duygusunun tek ilacı gibi duruyor. Metindeki meritokrasi ve dünya devleti önerileri kulağa biraz "ütopik" gelse de, bugün dünyanın geldiği noktaya baktığımda (savaşlar, açlık, çevre felaketleri), aslında en gerçekçi çözümlerin bunlar olduğunu fark ediyorsun. Osho seni sarsıyor, bazen çok sert konuşuyor ama o sertliğin altında derin bir şefkat var; tıpkı seni uçurumun kenarından çekip alan birinin sert müdahalesi gibi. Okuduktan sonra, artık sadece bir "vatandaş" veya bir "inançlı" değil, bir "birey" olma sorumluluğunu omuzlarında hissediyorsun. Bu metin bir kitap değil, bir uyanış provası.
Altın GelecekOsho · Ganj Yayınları · 2005111 okunma
6/10
·104 syf.··
2025 29. kitabı
·
27 saatte okudu
·
Okunma: 14 Kasım 2025 02:05
Bu kitap hakkında öncelikle şunu söyleyerek başlamak istiyorum, çoğu yorumun aksine ben çok da akıcı bulmadım. Bu yüzden de 100 sayfa olmasına rağmen bitirmekte biraz zorlandım. Konusu gerçekten ilgi çekiciydi ve sonunda ne olduğunu merak ettiğim için okumaya devam ettim. Zaman yolculuğu hakkında birçok şey okumuş ve izlemiş olmama rağmen bu kısacık kitap onların oldukça dışındaydı. Alışıldık bir konusu yoktu. Hayal ettiğiniz gibi bir gelecek de tasarlanmamıştı. İlgimi en çok çeken kısımlardan biri de buydu açıkçası. Uçan arabalar, akıl almaz bir teknoloji ya da işte mükemmel bir mimari gibi klasik gelecek algısının dışında bir şey kurgulamış yazar. Kesinlikle okunmaya değer olduğunu düşünüyorum. Sadece bazı sayfaları gerçekten akmadı. Dediğim gibi çoğu kişi bunu yaşamamış belki de benim okuduğum kitap tarzından kaynaklı olarak böyle hissetmişimdir. Çok önemli bir ayrıntı olduğunu düşünmüyorum. Sonuçta sadece 100 sayfa. Her şekilde okutuyor kendini. Sonunu anlayamadım ben o yüzden de puan kırdım. Çok da ayrıntılı yorum yazılabilecek bir kitap değil çünkü zaman yolculuğu yapması dışında söylenecek her şey spoiler oluyor. Alıp okumanızı tavsiye ederim bu tarz konulara ilginiz varsa. 1800lü yıllarda yazıldığı göz önüne alındığında bence oldukça güzel bir eser.
Zaman MakinesiH. G. Wells · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202437,2bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
7/10
·144 syf.··
Beğendi
·
2025 16. kitabı
·
13 saatte okudu
·
Okunma: 15 Ekim 2025 00:53
Sekiz Yüz İki Bin Yedi Yüz Bir (802701) yılından bahsediliyor ve bu kitap 1895 yazıldı. Uçan arabalar, ışınlanma veya akla gelemeyecek teknolojiler beklemeyin kitapta. Daha çok insanlığın amaca ulaştıktan sonra ki amaçsızlığını konu almış. Eloiler (Günümüzün elit tabakası) ve Morlocklar(Günümüzün işçi, emekçi tabakası) olmak üzere iki tür kalmış sadece. Spoiler vermeden — kendi aralarında bir kast sistemi kurmuşlar ve o şekilde yaşıyorlar. Bence yazım tarihine bakılacak olursa mükemmel bir kitaptı. Tavsiye ederim.
Zaman MakinesiH. G. Wells · İthaki Yayınları · 202337,2bin okunma
Hey cesur yeni dünya
Puan vermedi·272 syf.··
2025 9. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 09 Ağustos 2025 23:24
“Bir kitabın sizi rahatsız etmesi bazen iyi bir şeydir. Çünkü bu rahatsızlık, sorgulamanın başlangıcıdır.” Uçan arabalar, genç insanlar, soma hapları, "Vahşi" ve kalabalıktaki yalnızlık... Huxley, Cesur Yeni Dünya’yı 1930’lu yıllarda yazmaya başlamış. Ben ise bu kitabı 2025 yılında okuyorum. Dikkatimi en çok çeken noktalardan biri, kitapta uçan arabaların olmasıydı. Bugün hâlâ elektrikli araçlara yeni geçmişken, Huxley’nin bu öngörüsü şaşırtıcı. Onun hayal gücü yalnızca teknolojik öngörülerle sınırlı değil; kitabı okurken sık sık durup düşündüğüm, kendime sorular sorduğum pek çok yer oldu. Huxley adeta geleceğe bir pencere açmış bizim için. Kitabın başlarında insanda hafif bir rahatsızlık hissi uyanıyor. Belki de bu, anlatılan dünyanın insani duygulardan uzak ve fazlasıyla “düzenli” olmasıyla ilgili. Okuyucuyu düşündüren, sorgulatan, huzursuz eden bir gelecek tasviri var karşımızda. Günümüz toplumları genellikle geçmişten, tarihten izler aramaya odaklanırken; modern uygarlık ise tam tersine, geçmişi unutup sadece anlık konfor ve yapay mutluluk peşinde koşuyor. Huxley’nin Cesur Yeni Dünya’sı tam da bu ters dönüşü, geçmişin izlerini kaybetmenin getirdiği tehlikeleri çarpıcı biçimde gözler önüne seriyor. Peki, hiç kendimize sorduk mu: Soma denilen o hapı biz kullanmak ister miydik? Ben bu hapı, günümüzde kullanılan bazı psikiyatrik ilaçlara benzettim. Kitaptaki toplum, sürekli bir psikolojik baskı hâlinde yaşıyor ve soma, bu baskıyı bastırmak için kullanılan bir kaçış yolu gibi. Belki biz henüz o noktaya ulaşmadık ama gelecekte, bu yapay mutluluğun çok daha gelişmiş bir versiyonunu yaşayacağız. Duyguların, acının, sorgulamanın gereksiz görüldüğü bir dünyada, insanlar kendi somalarını seve seve alacaklar. Ve belki de kimse, bunun bir sorun olduğunu fark
1000Kitap
Cesur Yeni DünyaAldous Huxley · İthaki Yayınları · 202173,4bin okunma
Gerçeklik Uyuşturulmuşsa, Uyanmak Ne İşe Yarar?
9/10
·188 syf.··
2025 130. kitabı
Stanislaw Lem’in Gelecekbilim Kongresi’ni okurken bir noktada fark ediyorsunuz: Bu kitap sizi anlatıyor. Sizi; gündelik hayatın aldatıcı huzuruna uyuşturulmuş, reklamlarla, ekranlarla, küçük mutluluk dozlarıyla yönetilen sizi. Kahramanımız Ijon Tichy, bir bilimkurgu karakterinden çok daha fazlası: O, bilinci giderek eriyen bir insanlığın son tanığı gibi. Katıldığı gelecekbilim kongresi, kısa süre içinde bir delilik gösterisine, ardından da gerçekle hayalin eridiği bir distopyaya dönüşüyor. Ancak bu distopya uzak bir gelecekte değil — rahatsız edici biçimde bugüne benziyor. Lem’in zekâsı, öyle “gelecekte uçan arabalar olacak” düzeyinde değil. O, geleceğin en tehlikeli silahını fark etmiş: İnsanın algısı. Gerçekliği bir kimyasal formüle indirgemek, her şeyi “mutlu haplar”la çözmek, bireyi düşünmekten bile vazgeçirecek bir düzene dönüştürmek. Ve biz bunu okurken korkmuyoruz, çünkü çoktan alıştık. İşte asıl tehlike burada. Bu kitap kolay okunmuyor. Zihninizi açık, algınızı uyanık tutmanız gerekiyor. Mizah gibi görünen şeyin altı keskin bir eleştiriyle dolu. “Bunun nesi komik?” diye düşündüğünüz her yerde aslında size aynayı tutuyor. Son sayfayı kapattığınızda soruyorsunuz kendinize: “Peki ya ben? Ben ne kadar ‘gerçek’ bir hayat yaşıyorum?” Ve işte o zaman kitap etkisini gösteriyor. Çünkü bazen en iyi gelecek tahmini, sadece bugünü başka kelimelerle anlatmaktır.
Gelecekbilim KongresiStanislaw Lem · Alfa Yayınları · 2020317 okunma
8/10
·368 syf.··
Beğendi
·
2025 96. kitabı
·
27 saatte okudu
·
Okunma: 06 Haziran 2025 23:27
Donmuş Robin Wasserman Bilimkurgu, Genç Yetişkin, Distopya, Transhümanizm Soğuk Uyanış #1 Robin Wasserman'ın Donmuş adlı romanı, oldukça çarpıcı bir gelecek tasviriyle okuru karşılıyor. Nükleer felaketlerin yıktığı bir dünyada, teknoloji artık yalnızca hayatı kolaylaştıran bir unsur değil; yaşamın bizzat kendisini değiştiren, hatta ölümle bile pazarlık edebilen bir güç haline gelmiş. Bu bağlamda kitap, transhümanizm temasını genç bir kızın gözünden sorgulayan düşündürücü bir distopya sunuyor. Ana karakterimiz Lia Kahn, geçirdiği feci trafik kazasının ardından beyni yapay bir bedene aktarılmış, artık bir "meka". Yani o artık ne tam anlamıyla insan, ne de basit bir makine. Kitap, Lia'nın bu yeni varoluşuna alışmaya çalışırken yaşadığı kimlik bunalımı, yalnızlık, dışlanma ve benlik sorgusunu oldukça içten ve zaman zaman rahatsız edici şekilde aktarıyor. Kitabın dünyası distopik olduğu kadar teknolojik de: Lensle internete bağlanılan bir dönem, Uçan arabalar, gen havuzundan "seçilmiş" çocuklar, Radyasyonla mutasyona uğramış insanlar, Ve bu yeni çağda mekanik bedenlerde yaşamaya başlayan bir "yeni insanlık". Bu dünyanın en güçlü yanı, insanlık kavramının sınırlarını zorlaması. Ağlamak, gülmek, dokunmak, hatta ölmek gibi insana özgü deneyimlerin kaybı Lia üzerinden o kadar iyi aktarılmış ki, bazı bölümlerde okur da onunla birlikte “Ben kimim?” sorusunu kendine soruyor. Lia, hikâyenin başında klasik bir "popüler zengin kız": biraz şımarık, yüzeysel, dış görünüşe çok takılan biri. Kazadan sonra tüm hayatı altüst oluyor. Ne insanlar onu eskisi gibi seviyor, ne de ailesi ona gerçek bir destek sağlıyor. Zorbalığa uğruyor, yalnızlaşıyor ve kendisini kabul ettirmeye çalıştıkça daha çok dışlanıyor. Bazı okurlar onu çok bencil ve yargılayıcı bulmuş — ki bu doğru. Lia kolay sevilen
DonmuşRobin Wasserman · Martı Yayınları · 2018534 okunma