Kitap güzeldi, başıboş kalmış imparatorluğun ve dinin sonuçlarını iyi bir şekilde anlatıyordu.
Önceki kitaplarda önce Jessica'nın rahibe analığı ve dini terketmek istemesi ile gezegenden kaçması, ardından Paul’ün kutsal konumun ve gücün ağırlığının çok gelmesi ile çöle kaçması. Aslında Paul doğru olanı yaptı yapmasaydı aklına söz geçiremeyecekti ama işte sonuçları kötü oldu.
¡Spoiler İçerir!
İmparatorluk başı boş kaldı, Hilkat Garibesi olan Alia Naib İmparator olarak tahta geçti. Din körelmeye, Alia ve rahipler güç için dini kullanamaya başladı. Herkes kendince uydurup, yönetim için dini kullandı. Tam bu sıralarda Vaiz çıktı geldi. Onu sevdim, hatta kitabın en sevdiğim kısımları: Vaiz'in saraya geldiği bölümlerdi. Resmen haykırmak istedim.
Bir yandan çöl gezegeninin ekosistemi yeşillendikçe, bu değişim gezegenin eski kültürel ve mistik yapısını da derinden etkiler. Bir yandan da bu dönüşüm, hem gezegenin ekolojik yapısını hem de kültürel dinamiklerini büyük ölçüde değiştirir. Leto II ise bu dinî yozlaşmayı düzeltmek ve halkı mutlak barışa götürmek istediğini söyler bu da "Altın Yol"
Aslında bakarsak kitap bize her savaşın barış doğurduğunu ama her barışında illaki bir yerde patlak vererek tekrar savaş doğurduğunu ve bunun da bir döngü, bir paradoks olduğunu anlattı. Kitap bize değişimlerin kaçınılmaz olduğunu, ancak bu değişimlerin çoğu zaman paradokslar ve döngülerle örülü olduğunu hatırlatıyor.
Buna karşın Leto II binlerce yıllık bir diktatör olmayı seçti: Leto II'nun kitap içinde bir evrimi varki hiç sevmedim.
Başta karşı çıktığı pek çok şeyi sonra benimsemeye başladı. Bir yol arıyordu o yol uğruna kendini kaybetti. Buna fedakarlık diyerek barışı getireceğim ve yozlaşmayı düzelteceğim dediği yolda aslında güç ve hırs uğruna düştü gibi geldi.
Benden zekisi yok,