Öğrendiğimiz o düşüncelerden sonra bu topluma uyum sağlayamıyoruz. Hep bir çatışma ve kavga hali mevcut biz onlar gibi onlar bizim gibi olamıyor. Peygamberlerin hicretleri hep bundan kaynaklı mıydı acaba. Hz İbrahim'i düşünüyorum mesela neden buralarda n gitti. Bir daha da dönemdi. Neden dönsün ki .. Bu toprakların mayasında mı var ya da burda yaşayan insanlardan mı kaynaklı.. Bu kadar hayata kör bakmaları yaşamayı becerememeleri... Resmen bunlar adına yaşamaya utanıyorum. Bir insan topluluğu bu kadar rezil bir düşünce dünyasına sahip olamaz olmamalı. Kendi içimde isyan ediyorum. Ama adamın umrumda değil. Ve hep korkuyorum ya bende düşüp bunlar gibi olursam. Bütün ezberin başyapıtı olursam. Aman ne korkunç... Dünyayı ters yüz eden düşünce dünyasına inandık beyin yakan ruhları alt üst eden düşünceler. Bunlar gibi olamayız artık.. Kabukları kırdık sanki.. Tek bir şey kaldı uçup gitmek... Çok üzücü ama ne yapalım... Yaşam böyle buyuruyor Hayat bunu zorluyor. Yaşamın ustaları bunu tavsiye ediyor.
Geleceğe gitmek.
Yine kitapları sulaaar seller gibi okurken geçen zamanı düşündüm, bu zaman gidiyor da nereye gidiyor ve neden biz zamanın ilerisine yani geleceğe gidemiyoruz ? Evrenin en tuhaf kurallarından birine kafayı taktım ve bunu sizinle paylaşmaya karar verdim. Hep derler ya "hızlanırsan geleceğe gidersin" diye. Tamam, teoride çok hızlı gidersen zaman senin için yavaşlar ve sen daha az yaşlanırken dünya yıllar sonrasına ışınlanmış gibi olur. Ama işin içinde öyle bir paradoks var ki, insanı delirtir: *Geleceğe gitsen bile aslında orada hiçbir şey göremezsin.* ​Neden mi? Tabii ki yine suçlu ışık, yani #fotonlar. ​Biz bir şeyi nasıl görürüz? O şeyden kopup gözümüze gelen ışık parçacıkları sayesinde. İşin aslı, ışık hızında zaman diye bir şey yoktur. Bir ışık parçacığı (fotonlaaar) için geçmiş, şimdi ve gelecek aynı andır. Işık, bizim henüz yaşamadığımız o gelecek anı geldiğinde, tam o saniyede var olur. Yani şimdiki zamanı yaşarız hep. ​Farzet sen zamanı büküp bir şekilde hop diye 100 yıl sonrasına ışınlansan bile, o gideceğin saniyenin fotonları henüz doğmamış, etrafa saçılmamış olacak. Orada olacaksınız ama hiçbir zaman algılayamayacaksınız. Ama şuan bir gerçek ki insan foton yayar, gelecekte oluşturduğunuz foton ile geçmişte bıraktığınız foton arasında ne oluyor derseniz, nötr, sıfır, gibi terimler ile açıklanıyor. Peki ışınlanarak değil de hız bakımından ışık hızını geçtiğimizde ne olur biliyor musunuz ? Bu sefer fotonlar geriye doğru akacağı için aslında geçmişe gidiyorsunuz, çünkü fotonlar olduğunuz yerde oluşup gittikçe uzaklaşır. Yani siz önceden uçup giden fotonların üzerinden uçup gittikçe fotonların ilk oluştuğu (zamanın başlangıcı bknz:BingBang)'e kadar gidebilirsiniz. Ötesi ise hiç oluşmamış oluyor). Gelecek, ışığın henüz yazmadığı karanlık bir sayfa gibi.
1000Kitap
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Beni saran tüm korkuları kusmak istedim.Ne yapışkan şey bu illet korkular. İkinci bir derim oldular. Sindiremiyorum. Bir kenara böğüre böğüre kusmak, rahatlamak, o rahatlıkla da kuş gibi uçup gitmek istiyorum kendi yoluma.
Denge Arayışı ama pek bulamayış
Kendimi az çok bildim bileli pek dengem yoktu ama genelde aşırılık vardı. Ve bu ne olursa olsun. (: Üzülmek, sevinmek, umut, karamsarlık vs. hep en uçlarındaydım. Bir sınırdan sonrasında ise yine az halim yoktu: Hiçlik vardı. :) O yüzden arası bozulduktan sonra konuşabilen ya da yüz yüze bakabilen insanlara hep şaşırırdım açıkçası. En kötüsü: Yüz yüze gelmek zorundayken dahi onların hiçbir şey olmamış gibi davranabilmeleri. Yüzsüz olabilirler saygı duyuyorum ama ayıbı ya da hadsizliği olmuş olan insanların telafisiz nasıl hayata devam ettiği de meraklarım arasındaydı. Çünkü ben cansız zannedilen eşyalarda dahi bir telafi arayışındaydım. Ki o tarz insanlar genelde sıradan da değil, sözde bize değer verenler oluyor. Ve bir çöp gibi hatta ondan da değersiz muamele gösteriyorlardı, şaka gibi. O kadar mide bulandırıcı ve iğrenç geliyor ki yüzleri hayatımda görebileceğim en tiksinç şey gibi geliyor ve cidden yüzümü buruşturuyordum. Kendimi "dengesiz", "ayarsız" vs. diye nitelendirdiğimde sonralar da asıl sorunun "normal" olarak ele alınmışlar olduğunu gördüm. Benim vicdanım bir olumsuz yüzde veya ses tonunda dahi beni uyutmaz: Kafamı koyup gözden geçirirken belki yoğunluktan arka plana attığım şey "Şuna şöyle yaptın ve haksızdın. Düzeltmedin ki nasıl uyuyacaksın, uykunda ölüp ölmeyeceğin bile belli değilken nasıl uyuyup ertelemeyi göze alırsın? Kendine yakıştırıyor musun, Allah seni her an gözetirken bu yanlışını görmediğini mi sanıyorsun? Düzelt sonra ne yaparsan yap." şeklindeydi. Dışarıdan çok ters, dediğim dedik, umursamaz, donuk, gıcık, belki ruh hastası modumdayken dahi dikkatli olmaya çalışırdım: Belirdiğim bir standartlık durumu vardı ve yabancı olan herkese o modu yansıtırdım. Sanırım ölçüyü nadiren başardığım en güzel olaylardan biri de bu. Biraz saldırgan
Duygu ve Düşünce
Bir kuşun kanadında uçup gitmek mi özgürlük? Selin Çıngır- Ellerinin izi
Hayata Dair
Yekpâre - Kavli Garib Çoban
Yekpâre - Kavli Garib Çoban İnsanın kendiyle hasbihalidir bayram. Masumiyet, hiç günah işlememek değildir. Zaman, acıma bilmez çarklarını, her gün bir şeyleri silip götürerek durmadan döndürmüştür. Bir şeyler unutulmuştur, kaçıp gitmiştir, yok olmuştur. Menzili bildikten sonra yürümek daima kolaydır. Gaddarlıkla merhametin ortaklığıdır bu. Ne nefsine karşı iradeli, ne de vaktinde, dünyalık putlarından kaçacak kadar vazgeçecek gücü olmadı insanın Evet, belki namuslu bir insansın, ama namuslu bir insanım diye övünülür mü hiç?.. Herkes namuslu olmak zorunda değil midir?.. Sanki alevden bir dille konuşuyordu. Aşk İbrahim'in atıldığı ocağa benzer. Dışarıdan kavurucu gibi görünen ateş içeride bir gül bahçesi olur. Ne kadar yakınınız olursa olsun, bir başkasının içinden geçenler daima meçhul kalacaktır. Karşılıksız sevgiyle beraber düşünülürse, batmakta olan bir gemiden yükselen son dua gibidir. Ne nefsine karşı iradeli, ne de vaktinde, dünyalık putlarından kaçacak kadar vazgeçecek gücü olmadı insanın Yazacak dertler çok ama, hele dursun bir kuşun kanadında!.. Bi çay içelim. Her şeyden önce, asla kendini kandırma!.. Bir kez kendi yalanlarına inanmaya başladığında, gerçeği görme yeteneğini kaybedersin. Ve çok yabancı bir şey gibi sevinçlerimiz. Bütün varlık orada, Allah'a doğru giden bu geniş hıçkırıktadır. Ne nefsine karşı iradeli, ne de vaktinde, dünyalık putlarından kaçacak kadar vazgeçecek gücü olmadı insanın Zaman, belki de böylece çekilir olmaktadır. Ama insan, gene de eskir. Geçmiş ders verir. Ama orada yaşamak insanı tüketir.