Sade, şık bir ofis burası ama duvarda Michelangelo’nun Kıyamet Günü’nün ucuz bir reprodüksiyonu asılı. Bu tabloyu defalarca kez gördü fakat ancak o gün tabloda elinde yüzülmüş deri tutan biri olduğunu fark ediyor. Bay Urami onu izliyor, şaşkınlık içindeki yüzüne bakıyor ve aklından geçenleri tahmin ederek onun bir şehit, Aziz Bartalmay olduğunu, derisi yüzülerek öldürüldüğünü söylüyor. O, tek kelimeden etmeden sadece başıyla onaylıyor çünkü bunun gereksiz bir detay olduğunu düşünüyor.
Alıntı
"Yoksa ahiretten vazgeçip dünya hayatına mı razı oldunuz? " (Tevbe, 38) Bir avuç toprak için ebedî sarayları mı sattınız? Fani zevke kanıp baki cenneti ucuz mu gördünüz? "Yoksa ahiretten vazgeçip dünya hayatına mı razı oldunuz? " (Tevbe, 38) Damlaya talip olup deryayı mı unuttunuz? Üç günlük misafirhaneyi, sonsuz vatana tercih mi ettiniz? "Yoksa ahiretten vazgeçip dünya hayatına mı razı oldunuz? " (Tevbe, 38) Gölgeye aldandınız da güneşi mi inkâr ettiniz? Emanet mal ile mağrur olup asıl Mülk Sahibi’ni mi unuttunuz? "Yoksa ahiretten vazgeçip dünya hayatına mı razı oldunuz? " (Tevbe, 38) Hesap var, mizan var, sırat var dediler; duymazdan mı geldiniz? Nefes sayılı, ecel gizli dediler; umursamaz mı oldunuz? ___ /Güven Taşdemir
1000Kitap
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Ne acımasız çıktın be zaman. Sessiz bir köşede özgürlüğüne mahkum sığıntı gibi yaşatmaya. Haklı olduğun ses tınılarını içine içine atmaya. Teselli sanırdım, yüzüme yakıştırdın o gülüşü mahrum. Yuttuğum yer yutkunduğum yerdi. Sen bizi ne güzel harcadın. Ucuz,eskici bile almadı. Hani istediğimiz yeri geçtik de geldiğimiz yer bile bizim değil. Toprak desen değil, taş desen değil. Gerçeğin içindeki yalanlar bile yalan değil. Sigaramın külüne baktım da var olan. Hani yanlış kül olmuş gerçek olan. Çocukluğunun hasretidir Yağmur ne garip yazdayız yağmurlu içimizdeki çocuk hala o kadar buhranı gökleri süslediğin gri gibi. Sen bizi var eden değil misin zaman. Bunca derin onca hassas. Terazinin bir tek bize bozuk. Acımasızlık bize yakışmazdı zaten güzelliği de bize bıraktın çirkinlik sende kaldı zaman...
Tüm güzellikler dürüst yaşamaktadır Yalan zeka işidir, dürüstlük cesaret. Eğer zekan yetmiyorsa yalan söyleme, cesaretini kullanıp dürüst olmayı dene. Victor hugo Göletle deniz arasında yükselen Hacıahmet tepesi mükemmel bir manzara seyir noktası bu yükseklikten nereye baksa suyun mavi yüzeyine rastlıyor insan Atlas dergi sayı 68 kasım 1998 Cennet ucuz cehennem lüzumsuz diyor Bediüzzaman hz leri evet victor hugonun dediği gibi yalan zekâ işidir farz hallerin dışında Cenabı Hak yalanı şiddetle yasaklıyor ve yalan söyleyenden daha zalim kim vardır buyuruyor insan yaşadığı şehri ülkeyi bir ibadet yeri bilirse hem doğanın hem evinin kıymetini bilir asıl ibadet mescitlerden çıktıktan sonra başlar gününü ibadet bilen vaktini ihya eder Atlas dergisi ege bölgesini şöyle tarif ediyor bu bölgede yükselen tepeler eşsiz bir manzara oluşturur pek çok verimli ve bereketli arazilere sahip olan ege bölgesinde nereye bakarsanız bakın insan suyun sesini işitecektir o mavi suyun sesini dinlemek insan için ne büyük bir keyif ve bozcaadanın yüksek bir tepesine çıkıp güneşin batışını seyre dalmak hayata anlam ve mana katan en güzel lezzetlerden birisi evet dürüst yaşayalımki o doğanın manzarasını seyredelim victor hugonun dediği gibi cesur ol dürüst olmayı deneki yaşamın güzelliklerini farkedebilesin helal dairesi geniştir tüm güzellik oradadır es-selam
Duygu ve Düşünce

y 〃

@suuride_
·
" Yalan zekâ işidir, dürüstlük ise cesaret. Eğer zekân yetmiyorsa yalan söyleme. Cesaretini kullanıp dürüst olmayı dene " Victor Hugo
Duygu ve Düşünce
No.1 - İyi Geceler Öpücüğü
Geberttim hepsini Beynimde ufacık bir hücre ayık değil Ölümden gel geri Mezarım dünya, bütün faniler ölüdür cani Beş para etmez ki Ucuz ruhum bir mermi parasına eşit, belki Nefretim aşkından daha da fazla benim
Müzik
Velvele çok, icraat yok !
Bugünkü mevzumuz, hayatta "bir şey" olamamanın sancısı ile arz-ı endam edenlerin velvelesi... Bunlar her devirde insanın içini şişiren, enerjisini sömüren öylesi bir güruh... "Lafa gelince mangalda kül bırakmayan, işe gelince ortalıkta gözükmeyenler" kulübü. Hayatı sadece bir "tribün seyircisi" gibi yaşayıp, sahadakilere sürekli taktik vermeye, kusur bulmaya bayılırlar. Değişime, gelişime zerre katkıları olmadığı gibi, yapıcı tek bir fikir ürettikleri de görülmemiştir. "Velvele çok, icraat yok !" Bu profilin değişmeyen özelliği: Geçmişi (cemaziyülevveli)...Vitrin süsü olmak, parlatılmış boş bir imaj, hep "mış gibi" yapmak. Bugünü...Sürekli bir mağduriyet dili, her şeyden ve herkesten şikayet etme konforu, kronik memnuniyetsizlik. Geleceğe katkısı ise...Koca bir sıfır. Çünkü üretmek emek ister, risk almayı gerektirir; şikayet etmek ise bedavadır. "Kendi ışığına güvenen, başkasının parlamasından rahatsız olmaz." derler. Bunlar kendi ışıklarını yakamadıkları için, sürekli karanlıktan şikayet edip dururlar. Dünden bugüne bir arpa boyu yol alamamalarının sebebi de tam olarak bu: "Aynaya bakmak yerine hep başkalarını parmakla göstermek". Ne yazık ki çeneye verilen kuvvet, beyne ve ele verilmediği sürece bu vızıltı hiç bitmez. Mevzuya manzum uslüp ile devam edelim... ★ BOŞ KUBBENİN YANKILARI Anlayamıyorum ! Mazisinde de sadece vitrinde olma çabasından öte bir şey yapmamışları... Güne dair de; varsa yoksa sızlanma, şikâyetlenme, memnuniyetsizlik... Ya Hu, dünden bugüne hiç mi arpa boyu yol almaz insan... Yumurta vermez tavukların gıdak-gıdak velvelesi, Bal yapmaz arıların vızı-vızıl vızıltısı ! Eli iş tutmaz, dişe dokunur iş yapmaz, fikir üretmez, çeneye kuvvet... Bir ömür şikayet ettiğin mevzularda ne yaptın diye sorsan, cevap kallavi... Cemaziyyül-evvelini de