“Bildiğiniz kepazelikler... Evet, bu memlekette kadınların eti de, canı da sudan ucuz. Bu memlekette kadınlar, erkeklere kurban diye sunulmuş, hem zevklensinler hem işlerini gördürsünler hem de öldürsünler diye...”
Bütün bunlar neydi?İnsan ruhlarının böylesine nedensiz yere mahvedilmesine izin veren yaşamın görkemi neredeydi?Ucuz ve aşağılık bir şeydi sonuçta bu yaşam ve ne kadar çabuk sona ererse o kadar iyiydi.
Gülüşlerinin ardında bir ülkenin acısı ve yoksulluğu yatar. Kime ne kadar eğilirlerse başkalarına o kadar serttirler. Bulutlar, rüzgâr, sular ve ağaçlar birer ruhsuz dekor, bir sıkıcı ayrıntıdır onların bahçelerinden geçmiyorsa. Bilgiyi parayla, sevgiyi sahip olmakla, güveni kurnazlıkla değiştire değiştire, bir ucuz metaya çevirirler dünyayı. Ne kadar uzağa giderlerse gitsinler kendi çukurlarının dışına çıkamazlar. İncelik, güçsüz insanların icat ettiği bir kuruntu, bir yaşama külfeti; güzellik bir beden süsüdür onlar için.
Her an uyanmaya hazır o muhteşem dürtüyü bastırmak, insanlığın en masum haline, en saf doğasına dönmemek için yıllarca ihanet ettim kendime. Beni ben yapan o şahane mutsuzluğumu, ucuz sevinç kırıntılarıyla tedavi etmeye çalıştım, kadim duyguların yerine kolay olanları seçtim. Kendimle birlikte bütün dünyayı da kandırdım. Neredeyse başaracaktım ama bırakmadılar,