• Sevmek kolay değil, tanımak ve zaman gerekir deniliyor.
    Elhak doğru değildir!
    Yani, kırda yürürken gördüğümüz güzel bir çiçek için önce ansiklopedilere bakıp adını ve sonra hangi şartlarda nasıl yetiştiğini öğrenecek ve çiçeğin solmasına yakın da çiçeği sevmeye başlayacağız, öyle mi?

    Hayır, yani benim açımdan hayır, insan önce sevmeye çalışır; çalışır da olmaz ise de nasip der, olduğu yerde bırakır.
    Ne bizim keyif bağışlayarak bir insan sevmemiz ne de bir insanın bize ahiret soruları sorarak, sınava tabi tutup seveceğini söylemesi...
    Kendi adıma söylüyorum: Kalsın!

    Birbirimizi hastalıklı anlayışlarımızla, özgürlüğümüzü kısıtlayarak, açıktan açığa veya dolaylı ifadelerle değiştirmeye, dönüştürmeye çalışarak seveceksek kalsın.

    Seviyoruz yüzümüz asık, seviyoruz sabırsızız, seviyor mutlu kılmıyor, seviyor vermiyor, seviyor keyif bağışlıyoruz.

    Bence sevmeyelim, insan kalalım.
    İbrahim Çolak
    Sayfa 115 - İzdiham
  • KİTABA ÇELME
    2 Mart 1995
    Fransız Televizyonu’nun ilginç bir âdeti var: Öğleden sonraki haber bültenlerini sunarken, sunucunun yanına bir yazar konuk olarak oturuyor; haberler, o yazarla söyleşilerek sunuluyor; bu arada, yazarın o sırada yayımlanmış olan kitabı da -roman, deneme, inceleme vs- seyirciye tanıtılıyor. Şu işe bakın, kitabı yaygınlaştırabilmek için, yazarları haber bültenlerine çağırıyorlar.

    O kadar mı, hayır: Sözgelişi denizcilikle ilgili bir program; (Thalassa) çeşitli röportajlar, kısa belgeseller vs. bitti mi, sıra denizcilikle ilgili kitapların, onlar tanıtılıyor. Bilimsel yayınlarda da, hâttâ açık oturum, talk show gibi programlarda da, keyfiyet bu! Neyle ilgili olursa olsun, mutlaka sonunda konuyu derinleştirebileceğimiz kitapların tanıtımına bağlanıyor. Zaten hareket noktası da bu; TV5’i yönetenlere göre, çeşitli konuları ne kadar ünlü uzmanlarla ele alsalar da, o kısa süre içinde seyirciyi doyurmayacaklarını; meselenin iyice kavranılması için, ilgili kitapların irdelenmesi gerektiğini biliyorlar. Bizde görsel media, taşra tuluat tiyatrosu düzeyinde olduğu halde, ‘kültür hizmeti’ verdiğine inanıyor ya; onlarda, hayır: Görevlerinin, kültürün kalabalıklara ‘kitaplarla’ aktarılmasında yardımcı olmaktan geçtiğine inanmışlar.

    Yâni televizyon, kitabı rakip saymıyor, onun eksiğini kapatacak, onu tamamlayacak bir ‘uzantı’, yararlı bir ‘tamamlayıcı’ sayıyor. Galiba doğrusu da bu!

    Osmanlı’nın son döneminde, Jöntürkler’in yurtdışın- dan yayımlayıp gönderdikleri kitapların, dergilerin hukuk dilindeki adı, biliyor musunuz neydi? Evrak-ı mu- zırra, yâni ‘zararlı evrak!’ Cumhuriyet yönetimi, bu geleneği devraldı, elhak o da elinden geleni bu yolda ardına koymadı; bol bol kitap yasakladı, dergi kapattı, yazar tutukladı. Hiç unutmam, çocuktum; İzmir’de Ke- meraltı’ndaki Etiman Kitabevi’ne girip, büyük bir saflıkla, Nâzım Hikmet’in kitaplarını sormuştum; kitapçı, büyümüş gözlerle sağına soluna bakıp, beni kovmaktan beter etmişti; meğerse bu kitaplar yasak, yazarıysa hapisteymiş; nereden bilebilirdim ki!
    Uzatmaya ne hacet, yaşadığımız bütün ‘ara rejim- ler’de kitap, kalaşnikof ve dinamit lokumu ile aynı tehlikeli düzeyde, beraber zikredildi; okumak üzerine yaratılan tedhiş havası öylesine boğucuydu ki, Anadolu kitapçıları korkudan işi oyuncakçılığa, kasetçiliğe ya da tuhafiyeciliğe döktüler; neticede, bir ara on binlere, yirmi binlere yükselen kitap tirajları (siz bakmayın, o palavra ‘yeni’ basımlara) iki binlere, binlere düştü; demokrasi ve hürriyet bahsinde, ağızlarını açtılar mı, mangalda kül bırakmayan partiler ve iktidarlar, hiçbir zaman keyfiyetten şikâyetçi görünmediler; durumu düzeltmek için bir şey de yapmadılar.

    Bir-iki yıldır, yayıncılığımızda bir kımıldama, kitap satışlarında bir artış hissediliyor; yazılı ve görsel media, alelusul dikkati en hafif, en sabun köpüğü ya da en torpilli kitaplara çekse de; yayınlardaki çeşitlenme, satış eğrisindeki yükseliş hem cesaret verici, hem de sağlıklı. Ama nazar değmesin mi, diyeceksiniz?..

    Değdi bile! Yönetimlerin, ekonominin hâl-i pür-me- lalini gerekçe göstererek, kâğıt ve karton fiyatlarına üst üste zam yapması yetmezmiş gibi; bu defa da kitaplardan alman KDV oranı, yüzde birden ansızın yüzde sekize yükseltildi; sizce kitabı yaygınlaştırmak için hiçbir çaba sarf etmeyen yönetimlerin, piyasa biraz kımıldayınca böyle bir tedbire gitmesi neyin işaretidir? Cumhuriyet yönetimlerinin de iddiası aksine, kitaba dergiye ev- rak-ı muzırra gözüyle baktığının mı?

    Elâlem televizyon haber bültenlerini verirken kitap ve yazar tanıtımı yapar; çoğu Avrupa ülkesi, sözgelişi Portekiz, Danimarka, İrlanda, Norveç, İngiltere, kitaptan hiç KDV almaz iken (oecd, 1991 Ocak istatistikleri); biz yazarı da kitabı da, hâttâ bütün sanatı ve kültürü de bir tek kanalın (TRT2) imkânlarıyla sınırlıyor; KDV oranım da, birden sekize yükseltiyoruz.

    Acaba neden, yoksa ‘çağdaş uygarlık seviyesi’ bu mu?
    Attila İlhan
    Sayfa 209 - İş Bankası
  • Gün kavuşurken köye bir adam geldi ve peygamber olduğunu söyledi.
    Köylüler adama inanmadılar, "İspat et!" dediler.
    Adam karşılarındaki eski suru gösterdi ve "Eğer bu duvar konuşur ve benim
    peygamber olduğumu söylerse inanır mısınız?" diye sordu.
    Köylüler, "Elhak, inanırız!" dediler.
    Adam duvara döndü ve elini uzatarak, "Konuş ya duvar!" buyurdu.
    Bunun üzerine duvar dile geldi ve şöyle dedi:
    "Bu adam peygamber değildir. Sizi kandırıyor. Peygamber değildir."
  • Tebdili mekanda ferahlık vardır elhak, yollarda ise şifa. Dermanı eczalarda aramak meşhur bir yanlıştır, zira insan kavradıkça iyileşir-zaman,mekan,uzamdaki zerreliğini farkettikçe sükunet bulur..
  • Ve ancak kendisiyle ona vusûl mümkün olabilir. Ârif de o, muarref de o; âlim de, ilim de, malûm da hepsi odur.
  • "Gün kavuşurken köye bir adam geldi ve peygamber olduğunu söyledi. Köylüler adama inanmadılar, 'İspat et!' dediler.

    Adam karşılarındaki eski suru gösterdi ve 'Eğer bu duvar konuşur ve benim peygamber olduğumu söylerse inanır mısınız?' diye sordu.

    Köylüler, 'Elhak, inanırız!' dediler.

    Adam duvara döndü ve elini uzatarak, 'Konuş ya duvar!' buyurdu.

    Bunun üzerine duvar dile geldi ve şöyle dedi:
    'Bu adam peygamber değildir. Sizi kandırıyor. Peygamber değildir.' "