Hep bir çatlama, kopma sesiyle, ayrılma hışırtısıyla zihnimde beliren, dönmemek üzere giden insan imgesinin yerini ansızın içimde uyanan bir sezgi sonrasında, bir yırtınmayla dünyaya gelen insan görüntüsü aldı.
Öyle ki ,Tamburlu kıraathaneye kölesiyle ilk kez geldiği gün ,onun kendinden emin ve kurumlu halini görenler,ister demirden bir piştov olsun,ister etten ve kemikten dev gibi bir köke olsun ,sahip olduğu bir güç kaynağının insanı nasıl değiştirebileceğini oracıkta anlamışlardı.
“Mikroorganizmaların insana faydalı olabileceği bilgisinin hiçbir zaman bu denli popüler bir cazibesi olmamıştır çünkü genel kural olarak insanlar,bağımlı oldukları biyolojik kuvvetlerden çok,hayatı tehdit eden tehlikelerle meşguldürler”
Eskiden böbürlenmeyle şöyle denirdi:İngiliz erkeğinin evi onun kalesidir. Günümüzde bu sözün geçerliliği kalmadı. Gettoda yaşayanların evi yoktur. Ev hayatının anlamını,kutsiyetini bilmezler. Daha üst sınıf işçilerin oturduğu belediye binaları bile ,sıkış tıkış batakalardır. Ev hayatı yoktur içlerinde. Kullanılan dil bunu kanıtlar.İşten dönen baba sokakta oynayan çocuklarına annelerinin nerede olduğunu sorar,aldığı yanıt şudur: “Binaya girdi.”