Puan vermedi·80 syf.·
2026 1. kitabı
Francis Bacon’ın "Yeni Atlantis" (New Atlantis) eseri, hem felsefe tarihi hem de bilim kurgu/ütopya edebiyatı için tam bir dönüm noktasıdır. Kitabın adı zaten doğrudan Platon’a (Eflatun) bir naziredir. Platon, Timaios ve Kritias diyaloglarında Atlantis adında, lüks ve kibir yüzünden tanrılar tarafından cezalandırılıp sulara gömülen muazzam bir uygarlıktan bahseder. ​Bacon bu esere "Yeni Atlantis" diyerek Platon’a şu mesajı gönderir: ​"Senin Atlantis’in gücünü, zenginliğini ve bilgisini kibre, savaşa ve sömürgeciliğe alet ettiği için helak oldu. Benim 'Yeni Atlantis'im ise bilgiyi Allah korkusuyla ve insanlığın hizmetinde kullandığı için ayakta kalacak." *** Roman, Peru’dan yola çıkan bir geminin Pasifik Okyanusu’nda kaybolmasıyla başlar. Azıkları tükenen, hastalıktan kırılan ve ölümün eşiğine gelen mürettebat, kendilerini haritalarda hiç görünmeyen gizemli bir adanın açıklarında bulur. ​Gemicilerin ulaştığı adanın adı Bensalem’dir. Bu isim rastgele seçilmemiş, İbranice iki kelimenin birleşiminden oluşturulmuştur: ​Ben: "Oğul" anlamına gelir. ​Salem (Şalem/Selam): "Barış" veya "Kudüs" (Yeruşalim) anlamına gelir. ​Yani Bensalem, kelime anlamıyla "Barışın Oğlu" veya "Yeni Kudüs" demektir. *** Gemiciler adaya yanaşmak istediklerinde, diğer klasik ütopyaların aksine vahşi bir dirençle karşılaşmazlar. Aksine, son derece organize, temiz, dindar ve yardımsever bir halkla karşılaşırlar. Kendilerine hemen ilaç, yiyecek ve kalacak yer (Yabancılar Evi) sağlanır. ​Bacon burada okuyucuya ilk mesajını verir: İdeal bir toplum, yabancıya korkuyla değil, kurumsallaşmış bir merhamet ve düzenle yaklaşır. *** Adanın kalbinde olan bilim merkezine Süleyman Evi (Solomon's House) denir. Kitapta adanın eski krallarından Solamona’nın bu merkezi kurduğu ve buraya İsrail Kralı Hz.
Yeni AtlantisFrancis Bacon · Maya Kitap · 20243,403 okunma
Puan vermedi·296 syf.··
2026 103. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 16:58
15. yüzyıl Ukrayna Kazaklarının Polonyalılara ve diğer topluluklara karşı verdiği mücadeleyi ve geleneklerini anlatan destansı bir eserdir. Eser; savaş, din, milliyetçilik ve baba-oğul çatışması ekseninde sadakat ve ihanet temalarını işler.
Taras Bulba ve Mirgorod ÖyküleriNikolay Gogol · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2010531 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
8/10
·126 syf.··
Beğendi
·
2026 12. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 17:36
Heinrich Böll’ün Katharina Blum’un Çiğnenen Onuru adlı eseri, modern insanın ne kadar kırılgan olabileceğini ve bir medyanın, bir insanın tüm hayatını tek bir manşetle nasıl harcayabileceğini gösteren sarsıcı bir deneyim oldu benim için. Hikaye, her şeyi kuralına göre yaşayan, son derece disiplinli ve dürüst Katharina Blum’un, sadece yanlış zamanda yanlış kişiyle tanışmasıyla hızla karanlık bir noktaya evriliyor. Okurken beni en çok sarsan şey, toplumun ve medyanın Katharina’ya karşı takındığı o acımasız tavırdı. Onu kendi kurguladıkları bir "terörist sevgilisi" imajına hapsetmek için geçmişini, özel hayatını ve değerlerini nasıl vahşice çarpıttıklarını izlemek gerçekten dehşet vericiydi. Bir insanı hayatta tutan en önemli şey olan "onuru" elinden alındığında, geriye ne kalır ki? Romanın finaline doğru Katharina’nın o gazeteciyle yüzleşmesi, benim için sadece bir çatışma değil, sistemin onun üzerinde kurduğu o yalan makinesine karşı verilmiş son ve çaresiz bir cevaptı. Yasal yolların tıkandığı, gerçeklerin manipüle edildiği bir dünyada Katharina'nın attığı son adım, onun için tek kurtuluş yoluna dönüşüyor. Sonuç olarak Böll bana şunu sorgulattı: Eğer bir insan, toplumsal linç mekanizmaları tarafından köşeye sıkıştırılırsa ve elindeki tüm savunma araçları elinden alınırsa, geriye kalan tek çıkış yolu nedir? Katharina'nın hikayesi, sistemin bir bireyi nasıl kendi karanlığına çekip dönüştürdüğüne ve onurunu korumak adına bir insanın ne kadar ileri gidebileceğine dair, okuyanı derinden sarsan bir hesaplaşma. Eseri okurken sistemin acımasız dişlileri arasında ezilen bir karakterin, kendi sesini duyurmak için ne kadar ağır bir bedel ödediğini bizzat hissettim… İyi okumalar.
Katharina Blum'un Çiğnenen OnuruHeinrich Böll · Can Yayınları · 2019822 okunma
"Toz pembe hayaller vardı. Pembesi gitti, tozu kaldı. "
8/10
·144 syf.··
2026 20. kitabı
SPOILER İÇERİR. Irène Némirovsky’nin henüz 23 yaşında yazdığı ilk romanı Yanılgı, adının hakkını sonuna kadar veren, aşkı ve insan ilişkilerini romantik bir pırıltıdan arındırarak "iletişimsizliğin" ve "yanlış beklentilerin" trajedisine dönüştüren muazzam bir psikolojik tahlil eseri. Demet Akalın'ın şarkısında dediği gibi toz pembe hayallerin, pembesinin gidişini ve tozunun ortada savrulmasını okuyoruz. Yanılgı, Birinci Dünya Savaşı'nın hemen ardından güney Fransa'da bir sahil kasabasında yolları kesişen aristokrat Denise ile savaşın gölgesinde her şeyini kaybetmiş gururlu Yves'in trajik aşkını (Denise evlidir,aslında bu bir aldatma) konu alır. Birbirlerini çok farklı ideallerle kafalarında büyüten bu iki insan, Paris’in gri ve boğucu atmosferine döndüklerinde aralarındaki sınıfsal uçurumla ve aşılmaz karakter zıtlıklarıyla yüzleşmek zorunda kalırlar. Aslinda bambaşka hayatlar yaşayan iki insanın arasında yaşanan, belirli kısa zamanlarda buluşarak tamamen cinselliğe dönen ve gerçek hayatlarına ve kimliklerine dair hicbir sey paylaşamadıkları bir iletişim biçimi haline gelir. Hatta öyleki ilerledikçe Yves bu ilişkiyi bir zorunluluk olarak görmeye ve bunalmaya başlar. Denise, Yves’e karşı yıkıcı ve körü körüne bir tutku besleyerek ailesini bile ihmal ederken; Yves içine düştüğü depresyonun, kibrin ve maddi yetersizliklerin faturasını sessiz duvarlar örerek Denise'e keser. Némirovsky, her iki karakterin de aslında birbirini hiç anlamadığını ve tamamen kendi zihinlerindeki illüzyonlara aşık olduğunu göstererek, bu iletişimsizliği kaçınılmaz ve sarsıcı bir duygusal kopuşla noktalar. Karakterlerin birbirini asla gerçekten "görememez" . Bir yanda savaşın getirdiği yıkımla sadece maddi refahını değil, ruhsal dengesini de kaybetmiş, gururu ve kibri yaralı Yves var; diğer
YanılgıIrene Némirovsky · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024707 okunma
8/10
·384 syf.·
2026 90. kitabı
Ben bu seriyi ilk gördüğümde konusunun Kasaba olduğunu düşünmüştüm ama o kadar yanılmışım ki.. Beni soluksuz bırakan sonraki sayfayı merakla okuduğum heyecan dolu bir kitaptı. Brex'in doğduğu gün perilerle onları ayıran duvarda yıkılmış büyük bir savaş çıkmıştır. Ayrıca annesi de doğumda ölmüştür. Yıllar sonra general olan babasi da savaşta ölünce babasının yakın arkadaşı general Markos himayesine almıştır ve bunca zaman sarayda onların yanında kızları gibi olarak eğitim alıp yaşamıştır. En yakın arkadaşı hemde general Markosun oğlu Caden ile de çok sıkı bir dostluğu vardır ayrıca aşıktır ama birbirlerine acilamamislardir. Caden le arada heyecan olsun diye tren soyarlarken sonuncu tren soygununda Brex yakalanır ve peri tarafinda çok ünlü olan yer altı hapishanesine gönderilir. Burda türlü işkencelere dayaklara katlanip hayatta kalmaya çalışan Brex ayrıca en azılı katil olan Warwick'in de dikkatini çeker. Kitap beni içine öyle bir çekti ki herşey gözümün önünde canlandı o saray Caden le olan tren soygunları yakalanıp hapishaneye gitmesi... Kafanızda sorular dönüp duruyor ama cevap yok merakla bir sonraki sayfaya geçiyorsunuz. Kitabın bütününe baktığınızda mükemmel bir seri ama ayrı olarak ele alırsak maalesef takilacagimiz birkaç durum var. Büyük bir heyecanla okuduğum için çoğunu görmezden geldim. Bu seride karakterler ahlaki açıdan gri smut fazla yok ama çok uç şeyler görecekseniz eğer hassasiyetiniz varsa okumamanizi tavsiye ederim. Spoiler erkek karakter tam bir kadın düşkünü asla cekinmiyor ve kadın karakterde bundan rahatsız olsa da izlemekten fazlasiyla zevk aliyor. Sonu hakkında spoiler Sonunda hapishaneden Warwick sayesinde kaçıyor ama general Markosun yanına aldığı kızını herkes intikam için istediğinden onu peri kralına satıyor ve kitap burda
Yabani TopraklarStacey Marie Brown · Ren Kitap · 2024160 okunma
Puan vermedi·336 syf.··
Beğendi
·
2026 23. kitabı
Ukrayna yazıçısı Andrey Kurkovun Grey Bees (Gri Arılar) romanı 2014-cü ildə başlayan Donbas müharibəsi dövrünə aiddir. Romanın hadisələri Ukraynanın şərqindəki Donbas bölgəsində, Ukrayna hökumət qüvvələri ilə Rusiya tərəfdarı separatçılar arasında gedən silahlı münaqişə fonunda cərəyan edir. Bu müharibə nəticəsində bəzi yaşayış məntəqələri cəbhə xətti arasında qalmış və "boz zona" adlandırılan ərazilərə çevrilib. Əsərin qəhrəmanı Sergeyiç də məhz belə bir kənddə yaşayır və müharibənin adi insanların həyatına təsirini öz gündəlik həyatı vasitəsilə göstərir. O, nə siyasi mübarizənin içindədir, nə də ideoloji tərəf tutur. Onun əsas qayğısı arılarını və öz həyatını qorumaqdır. Bu kənddə cəmi 2 sakin qalıb. Əsəri oxuyanda gürcü filmi “Mandarinlər” filmi yada düşür, amma burada filmdəki kimi iki düşməni bir evdə saxlamaq söhbətləri yoxdur. Əsərin qəhrəmanının fikri sadəcə öz arılarını qorumaqdır. Əsərdə arılar simvolik məna daşıyır. Arılar sərhəd, milliyyət və ya siyasi mövqe tanımırlar; onlar sadəcə yaşayır və öz işlərini görürlər. Bu baxımdan arılar insanlardan fərqli olaraq müharibənin yaratdığı nifrət və bölünmədən uzaqdırlar. Müəllif onların vasitəsilə təbiətin saflığını və həyatın davamlılığını vurğulayır. Əsərin əsas mesajlarından biri budur ki, müharibə insanı ucaltmır; sadəcə onun nəyə tutunduğunu üzə çıxarır. Sergeyiç üçün bu dayaq nöqtəsi arılarıdır. Onları qorumaq cəhdi əslində insanlığını, ümidini və yaşamaq istəyini qorumaq cəhdidir.
Gri ArılarAndrey Kurkov · Siren Yayınları · 202575 okunma