Adımı ayın ve kadınların koruyucusu, doğanın efendisi olan tanrıça Artemis'ten alırım.
Bir zamanlar, belki de şahit olmak isteyeceğim en son yerde, beni seven ve benimle beslenen mavi kelebekler sayesinde bir zulmün açığa çıkmasına vesile olmuştum. Srebrenitsa'da toplu mezarlar böyle bulunmuştu. Ben oradaydım, görün bizi diyenlerin sesine ulak olmak için. Bitki olalı böyle bir zulme tanık olmamıştım. Derdi ki atam çiçek: "İnsan hırsına bütün dünyalar verilse yetmez; insanın insana yaptığını yedi düvel yapamaz." Keşke hiç olmasaydım da görmeseydim.
“İnsanlar ağaçların ulak olduğu bir dünyada yaşadıklarını hiç bilmezler. Farklı kıtalarda ve farklı kültürlerde yaşayanların, nasıl olup da birbirlerinden hiç haberleri olmadığı zamanlarda aynı şekilde diller keşfettiklerini, kavramlar yarattıklarını, ahlak inşaa ettiklerini, felsefeler ürettiklerini, tanrılar hayal ettiklerini çözmeye çalışırken akıllarına ağaçlardan kuşkulanmak gelmez.
Sırf ağaçlar değil kuşlar da yeryüzünde oradan oraya anlam ve duygu taşıyan, tıpkı ağaçların kökleri gibi birbirinden uzak insanlar arasında bağ kurulmasını sağlayan ulaklardır.Kuşlara ve ağaçlara yabancılaşan bir dünyada yaşayan insan hızla kendisine de yabancılaşır.”
"İnan bana sevgili kuzenim," dedi Baron.
" İşlerin o noktaya gelmesini istemiyorum."
"Düşünsenize, sinirler yardım çağırmak için ulak gönderiyor ama yardım gelmiyor," dedi Piter. "Bu bir sanat, bilirsiniz "
Baron, "Sen mükemmel bir sanatçısının," diye homurdandı.
"Şimdi biraz susma inceliğini göster."
Ben bir ulağım; pusatsız, atsız, yalın ayak fakat yorulmayan bir ulak. Düşlerimde haberler işitirim, sonra onları yavru kurtlara anlatırım. Yeni düşler öğütlerim.