Hayatınızda kaç kişiyi sevebilirsiniz ki? Hem aşk, ulaşılmadığı için aşk değil midir? İşte bu bir aşk masalı birde benden dinleyin:
Bir varmış bir yokmuş, ayrı dünyaların insanların masallarını çok dinledik...
Peki siz hiç aynı dünyaların, ayrı zamanlarında yaşamış insanların masallarını dinlediniz mi?
Arada yıllar ve yollar vardı, iki büyük imtihan ve aşılmayı bekleyen iki kocaman hendek. Yılları geri getirmeye muktedir değildim belki, fakat o mesafeleri unufak edecek ayaklarım hala işlevseldi. Hendeğin birini aşabilirdim.
Evlensene benimle dedim bir gün, kalbimin hışmıyla. Evleneyim, nerede kalacağız? Gel buraya... dedi. Gelirim dedim, inanamadı, dünyanın bir ucu dahi olsa hiç düşünmeden gelirdim. Niyetim belliydi; gidip o şark şehrini ihya edecek, kütüphanemizi de hayal dünyamızı da güneşin doğduğu o topraklara inşa edecektik.
Yollar aşılırdı da yıllar aşılamadı nihayetinde; haklıydı, biz farklı devirlerin insanlarıydık. Farklı zamanların aynı ruh ikliminde, iki ayrı zamanın askısındaydık; o bir ucunda, ben diğer ucunda... Sanki kaza ve kaderin mizanındaydık. Yollarımızın ebediyen kesişmesi için cennetteki o otuz üç yaş ufkunu beklememiz gerekeceğini hiç düşünmeden, bu fani dünyada muazzam hayallere daldık. Medresetüzzehra’yı kuracaktık orada, ilk müderrisleri biz olacaktık. Bir kızımız olacaktı, adını Saye koyacaktık...
Saye Hanım’ın validesi...
Seni kazanacak hangi iyiliği yapmış olabilirim diye düşünür dururdum; seni hak edecek nasıl bir sevap işledim ki diye iç geçirirdim seninle konuşurken.
Misal, hiç unutmam; biri devletime laf etse yerimden fırlar, kavgaya tutuşurdum. Kavga ettiklerim, sevdiğimin en sevdikleri olsa bile gözüm görmezdi. O ise o zarif ve teskin edici lisanıyla, Onlar öyleyse biz öyle olmayalım beyim der, bendeki o hiddeti şefkatiyle teskin