"Gerçi ilginç tabii. Yani ilginçliğini yadsıyamam." Franny'yi süzdü ve gülümsedi. "Her neyse. Söylemeyi unutmuş olabilirim: Seni seviyorum. Bunu söylemiş miydim bu arada?"
Ama sonra tekrar yeniden konuştu: "Yine de kocam, bu hatıralar senden uzaklaştırıyor beni. Burada dinlenip tekrar yola koyulduğumuzda ben önden yürüyeyim biraz, sen de arkadan gel. Yola öyle devam edelim kocam, çünkü şu anda yanımda yürümen hoşuma gitmeyecek."
"Benim için bu çok acı bir şey prensesim. Toprak hep yürüdüğümüz gibi yürümemize izin verirken ayrı ayrı yürümek."
Hatta diyebilirim ki beyim, bizim bütün memleketimiz böyledir. Güzel, yeşil bir vadi. Baharda hoş bir koruluk. Toprağını kazın, papatyalarla düğün çiçeklerinin azıcık altında ölüleri bulursunuz.
Bir çift birbirine sevgiyle bağlı olduğunu idda eder, oysa biz kayıkçıkların sevgi yerine hınç, öfke, hatta nefret görürüz bazen. Ya da koskoca bir çoraklık. Bazen sadece ve sadece yalnızlık korkusu. Yıllara göğüs germiş kalıcı sevgiyi pek nadiren görürüz.